Deeandra White
23–24–25 Şubat 2011
''Becca... Bu… Sandığın gibi değil.''
''Sandığım gibi olmayan ne Dee? Benim ne düşündüğümü umursamıyor oluşun mu yoksa James i hiçe sayman mı?''
JAMES… Zihnim yeterince meşgul değilmiş gibi Becca nın bu sözüyle kafamda tüm diğer soru işaretlerini bastıran bir yenisi belirdi.
JAMES… Olay mutlaka ona ulaşacaktı. Sonuç olarak okul partisindeydim ve buradaki herkesin dostum olduğu söylenemezdi. Beynim tüm olasılıkları tartarken ecca çoktan gözden kaybolmuştu. Aynı gecede üç kayıp... En iyi dostum, erkek arkadaşım ve kişiliğim.
Kevin arkadaşlarının yanından ayrılıp yanıma gelmeye hazırlanırken hızla çıkış kapısına yöneldim. Arkama bile bakmadan oradan olabildiğince çabuk uzaklaşmaya çalışıyordum. Eve geldiğimde annemin uyumuş olmasını dilemekten başka çarem yoktu. Bu geceyi kendime bile açıklayamazken ona ne anlatabilirdim ki? Sessizce kapıyı aralayıp parmak uçlarımla odama çıktım. Gözüm boy aynamdaki yansımama takıldı. Bir yabancı gibi aynada bedenimi keşfe çıktım. Kendimi baştan aşağı süzdüm. İçimi daha önce hissetmediğim bir beğeni duygusu kapladı. Güzeldim. Hatta seksi sayılabilirdim. Bu gözlerle ilk defa kendime bakıyor gibiydim. Çok geçmeden suçluluk ve tüm o soru işaretleri tekrar beynime hücum etti. Ama hiçbirini düşünemeyecek kadar yorgun hissettiğimden kendimi yatağa attım ve tüm bu gecenin bir rüya olmasını umarak gözlerimi yumdum.
Okul kantininin tam ortasında herkesin gözü bana kilitli haldeydi. Tüm o yargılayan bakışların altında eziliyordum. Kalabalığa doğru yürümek için yeltendiğimde ayağım bir engele takılarak tökezledi. Kafamı eğdiğimde James in kanlar içindeki cesediyle karşılaştım. Tam o anda vücudum direncini yitirdi ve bedenim tüm ağırlığıyla dizlerimin üstüne çöktü. Kulak tırmalayan çığlıkların benim olduğunu anlamam biraz zamanımı aldı. James in cansız bedenine uzanmak için kendimde gayret ararken ellerimde sıcak bir sıvı hissettim. James in kanına bulanmışlardı. Gözlerimi açtığımda kendimi nefes nefese her tarafım terden sırılsıklam olmuş bir biçimde buldum. Geçen geceki olayların kötü bir rüya olmasını umarak uyuyup başka bir kötü rüyayla uyanmıştım.
Harika. Sanırım tabiat ana bu aralar bana biraz kıldı.
'Daha kötü ne olabilir ki?' sorusu artık beynimden eksik olmayan bir kalıba dönüşmüştü.
En kötüsü de bunca olayın ardından bir devekuşu gibi kafamı yatağa gömüp hiç çıkarmamak isterken okula gitme zorunluluğumun bulunmasıydı. Özensizce kotumu ve bol kazağımı üstüme geçirdim. Kıyafetlerim depresyonda olduğumu herkese haykırır gibiydi. Telefonuma baktığımda ne James den ne de Becca dan bir haber vardı. Yalnızlık duygusunu daha önce hiç bu kadar baskın hissetmemiştim. Şu anda ihtiyacım olan tek şey annemdi. Onun sıcak gülümsemesi ve neşeli sesi tüm sıkıntılarımı unutturmasa da hafifletmeye yetiyordu.
Tahmin ettiğim gibi annem kahvaltının başında her zamanki pozisyonunda beni bekliyordu.
'' Tatlım dün gece kanepede seni beklerken uyuya kalmışım. Kaçta geldin? Parti nasıldı?'' İlk soruyu cevaplamak daha kolayıma geldi.
'' Çok geç değildi. Seni uyandırmak istemedim.''
'' Bu akşam iş gereği şehir dışına çıkmak zorundayım. Ev sana ait. Becca yla istediğin kadar pijama partisi yapabilirsin. Ama haberin olsun içeri erkek sinek girme olasılığına karşı kapıya bir sensör yerleştirdim.'' Tatlı gülümsemesiyle bana dönüp tepki vermemi bekledi ve ben de aynı gülümsemeyle geçiştirdim. Zaten artık ne pijama partisi yapacak birine ne de bir erkek arkadaşa sahiptim. Haberin James in kulağına şimdiye kadar çoktan ulaştığını tahmin ediyordum. Ve ayaklarımın tüm isyanına rağmen okul yolunu tuttum.
Sınıfa girdiğimde ilk dikkatimi çeken yüz Becca nın ki oldu. Dün geceki surat ifadesiyle birlikte tabi. Kısa bir bakıştan sonra aynı hızla kafasını çevirdi. Açıklama yapmak için yanına giderken vazgeçip sırama yerleştim. Beynim yapmacık bir özürden kurtulduğu için rahatlamıştı derken Kevin ın sesiyle rahatlığım son buldu.
'' Selam güzellik.'' Dudakları yanlardan tavana asılıymış izlenimi veriyordu.
'' Ah... Kevin. Selam.''
'' Vay canına bu çok kolay oldu. Açıkçası ben dün geceden sonra kendimi tokat veya okkalı bir küfüre hazırlamıştım.''
'' O zaman seni hayal kırıklığına uğratmayayım istersen.''
'' Hayal kırıklığını severim.'' derken bir yandan da yanıma yerleşiyordu.
'' Kevin bu pek hoş bir fikir değil.'' diyerek Becca yı işaret ettim.
'' Ah tamam o zaman öğle yemeğinde şu James olayını konuşalım.'' dedi ve göz kırparak uzaklaştı.
Ah James. İki dakikalığına dinlenen beynime Kevin sayesinde tekrar giriş yapmıştı. Felaket tellalı mıydı bu çocuk?
Düşünmeye o kadar dalmıştım ki çalan zil sesiyle afalladım. Kevin yanımdan ''bekliyorum'' diyerek hızla geçti. Ve bende onun arkasından nedenini bilmeyerek ayaklanıp, onu takip ettim.
Kantine girdiğim anda midemde garip bir his hissettim ama yemek kokusundan olduğunu varsayarak fazla üstünde durmadım. Kevin karşımda sürekli konuşup dururken artık onu dinlememeye karar verdim. Çünkü o her şeyi ikimiz adına yürütmeyi çok iyi başarıyordu. Kantindeki birbirine girmiş seslerle beynimi meşgul etmek isterken birden konuşma arasında geçen adımı duydum. Ve ardından James in sesini...Neler olup bittiğini görmek için boynumu sağa çevirdiğimde şiddetli bir ağrıyla eski pozisyonuma geri döndüm. Ayağa kalkmaya çalıştığımda ise sonuç başarısız oldu. Tamam, boynum tutulmuş olabilirdi ama felç olmadığıma emindim. Kendimi çimdikleyerek yaptığım ikna olma sürecim James in sesiyle yarıda kesildi.
“ Seni göt beyinli, sen ne halt oluyorsun da benim sevgilimi öpüyorsun ha?” Ah işte yolun sonu. James in 1.90 lık vücudu bana siper olduğu için ne onun suratını ne de kantindeki meraklı izleyici kitlesini görebiliyordum. James in yumruğunun Kevin ın burun kemiklerinde çıkardığı sesi duyduğumda kendimi kantin çıkışına gitmek üzereyken buldum. James in nefret dolu haykırışı da bana eşlik ediyordu.
'' Hiçbir yere gitmiyorsun!''
O anda rüyam tekrar canlandı. Üstelik şu anda rüyada bulunduğum yerdeydim. Beynim James in cansız bedeni gözümün önüne gelince afalladı. Ama bedenim kontrolü elinde bulunduruyordu. Olduğum yerde sarsılmadan yürümeye başladım. Ve ses tonumda da en ufak bir tereddüt yoktu.
“ Bana ne yapıp yapmayacağımı söyleyemezsin. Sevgilimken de şimdi de.” Ne demiştim ben öyle? Tek yapmak istediğim ağzımın ortasına sıkı bir yumruk atmak ya da gidip duvara kafatasımı parçalayana kadar başımı vurmaktı. James in menzilinden çıktığımda kafamda kendim için en manyak işkence yöntemlerini tartarken Hailey in sesiyle irkildim.
''İki erkeği idare etmek zor olmalı tatlım. Bana teşekkür etmelisin senin yükünü hafiflettim.''
İşte o anda beynim tamamen buğulu bir camın arkasına geçti ve olayları sadece izlemekle yetindi. İyelik ekinin gereksiz olduğu ellerim artık Hailey in boynuna kenetlenmişti. 3 boyutlu bir korku filmindeymişim gibi kızın çığlıkları kulaklarımı tırmalayacak kadar yakınımda olmasına rağmen olanlara engel olamıyordum. Ve daha da kötüsü filmdeki katil bendim. Çığlıklar benimkilerle birlikte ikiye katlandı. Tek fark benimkiler sese dönüşmüyordu. Kendime dur diye haykırıyordum. Hailey tam direncini kaybetmeye başlamışken midem yine kantindeki halini aldı. Ve ellerim ani bir şekilde Hailey in boğazından uzaklaştı.
''James den uzak dur.'' Her ne kadar bedenimin hareketleri istem dışı olsa da bu bilinçli söylenmiş bir tehditti ve tamamen bana aitti. Çünkü tüm vücudum baştan aşağı kıskançlık duygusuyla çalkalanıyordu. Hailey i öksürüklere boğulmuş bir halde yerde bırakarak hızla ilerlemeye başladım. Bedenimi baştan aşağı bir ürperti sardı. Ellerimin titremesinin soğuktan mı yoksa sinirden mi olduğunu anlayamıyordum. Sanırım cinnet ya da sinir krizi dedikleri olay böyle bir şeydi. Tam hapsolduğum buğulu camdan kendimi, beynimi kurtarmaya çalışırken Hailey nin arabası dikkatimi çekti. Beynim tekrar perdenin arkasına geçti ve bedenime yetkiyi verdi. Arabama atlayıp gaz pedalına yüklendim.
Hailey nin takibimi anlamasıyla ikimizin de hız göstergesi arttı. Histeri nöbeti geçirdiğimi hissediyordum. Tüm sinirlerim boşalmıştı. Gözlerimi yaşlardan kurtarmak için elimi uzattığımda hiç bir yaş bulamadım. Gözüm dikiz aynasındaki görüntüme takıldı. Onca haykırışıma rağmen yüzümde kararlı, sinsi bir bakıştan başka hiçbir şey yoktu. İşte o anda kulak zarımı delip geçen bir çığlık daha attım. Ama aynadaki görüntümün dudakları dahi aralanmadı.
''Ah yeter ama... Çeneni kapatmanın sırası geldi tatlım, çığlıkların dikkatimi dağıtıyor.''
Duyduğum ses bana aitti. Aslında aitti yanlış kelime olurdu. Ses bedenimindi ama kesinlikle benim değildi. Gözüm bir yandan hız limitine bakmaya çalışırken bir yandan da Hailey nin izini sürüyordu. Tüm bunlar yaşanırken ben kafayı yemekle meşguldüm. Artık kendimle konuşmaya da başlamıştım. Yapmam gereken ilk şey iyi bir psikolog bulmak olacaktı. O anda dikkatimi dikiz aynasındaki Chevy Impala çekti ve içimdeki ses tüm nefretiyle haykırdı.
''Lanet olsun!'' diyerek direksiyonu sola kırdım. Hayır, kırdı. Ben sadece bedenimin içinde hapsolduğum buğulu camın arkasında salya sümük ağlamakla meşguldüm. Araba bedenimin verdiği komutlarla yalpalamaya başladı. Bunun tam olarak resmi adı intihar sayılabilirdi. Ama tüm kaburgalarım kırılmış halde hurdaya dönmüş bir arabada ölmek pek tercihim değildi.
'' Ne bok yediğini sanıyorsun?'' kalan son nefesimi de haykırarak harcadım. İçimdeki yaratıktan mantıklı bir cevap bekliyordum.
'' Waow kızımız bizimle konuşmaya karar vermiş. Ama yanlış zaman hayatım. Şu anda meşgulüm.''
'' Beni öldürmeye çalışmakla mı?''
'' Sızlanmayı kes artık. Bir şey olmayacak ama araban için aynı şeyi söyleyemem.'' Kaltağın duyduğum son cümlesi bu oldu. Tüm yaşantımı film şeridi gibi gözümün önünden geçirmeye vakit bulamadan karşımda beni bekleyen duvarla karşılaştım. Sonrası ise sadece karanlık ve boşluktan ibaretti.
Öldüğüme çok emin, ışık veya beni yolcu etmeye hazırlanan Azraili görme beklentisi içinde gözlerimi araladım.
Gördüğüm tek şey odamın tavanı oldu. Ani bir şekilde yerimden kalktım. Beynim bu ani harekete zonklayarak cevap verdi. Hemen aynaya koştum. Dağılan yüzümün ne hale geldiğini merak ediyordum. Ama gördüğüm tek şey ufak bir kaç sivilce dışında kusuru bulunmayan yüzüm oldu. Artık kesinlikle deli olduğuma emindim. Anneme durumu anlatmak ve beni hemen bir akıl hastanesine kaldırmaya gelmesini söylemek için telefona koşarken beynimdeki sesle olduğum yere sabitlendim. Gördüğüm kazanın rüya olduğuna eminken o sesi tekrar duymamla her şey birbirine girdi.
'' Tamam, çaresizliğin hoşuma gidiyordu ama buraya kadar. Bırak o telefonu.'' İçimde konuşan ukala kaltağın sözünü dinleyerek telefonu yerine bıraktım. Zaten seçme şansım da olmadı.
'' Sende beynimi rahat bıraksan iyi olur pislik.''
'' Oww. İşte benim kızım ama bana karşı düzgün davranmaman senin pek yararına olmaz uyarayım.''
'' Beni iyi dinle sürtük. Beynimde ne bok yediğini bana açıklaman için 5 saniyen var.''
'' Yoksa ne yaparsın? Beynine mi sıkarsın? Şimdi gerçekten meraklandım. Bence bunu denemelisin.'' Midemi bulandıran kahkahaları beynimde yankılanıyordu.
'' Tamam, bu kadar eğlence yeter. Sırf beynimin etini yemekten vazgeç diye sana durumu açıklıyorum. Adım Aphrael. Görev amacıyla bu lanet olası dünyaya düşmüş bir şeytanım ve oyuncağım olmak üzere de sen seçildin. Bunun için kendini şanslı hissetmelisin.''
'' Nasıl yani? Şeytan mı? Yani ben artık… Bir şeytan mıyım?'' Sesimin titremesi konuşmamı engelliyordu.
'' Oops tatlım, orada dur. Şeytan olan benim sen sadece basit acınası bir insansın. Anlamanı kolaylaştırmak için şöyle söyleyeyim. Sen benim bir çeşit kıyafetimsin.''
Saymak istediğim tüm küfürler boğazımda düğümlendi. Sonuç olarak bir şeytanla konuşuyordum ve ona kafa tutma şansım epey azdı. Dizlerim tonlarca ağırlığın altında ezilir gibi titriyordu. Ellerim yaslanacak dayanak aramakla meşguldü. Sesim her ağzımı açtığımda biraz daha çatallaşıyordu.
'' Bu... Bir çeşit lanet mi? İşlediğim günahlar yüzünden cezalandırılmam için mi gönderildin? Ah tanrım, yaptığım şeyler için çok… çok özür diliyorum. Lütfen canımı yakma.''
'' Sızlanmayı keser misin? Sonuç olarak artık benimde bedenimsin ve ben diz çökmeye pek alışık değilim. Seni cezalandırmak gibi de bir niyetim yok.''
'' Peki, neden pis işlerinde kullanmak üzere benim bedenimi seçtin ki?'' artık daha çok isyan eder haldeydim.
'' Emin ol seçme şansım olsaydı seni değil Adriana Lima yı seçerdim tatlım. Ama şimdilik seninle idare etmek zorundayım.''
'' Planın ne? İnsan öldürmek mi? Az kalsın senin yüzünden Hailey i öldürüyordum. Bir daha böyle bir şey yapmak için bedenimi kullanmana asla izin vermem. Bu yaşta seri katil olmak istemiyorum.” Sesimde güven duygusundan eser yoktu.
'' Ah hadi ama itiraf et. O kızı boğazlarken ben sadece yardımcı oluyordum. Kıskançlıktan gözün döndü. Ve bu kesinlikle sana daha iyi hissettirdi.'' O an beynimde tekrar canlandı. Hissettiğim adrenalin patlaması. Hiç olmadığım kadar güçlü hissettirmişti…
'' İşte böyle. Bence zamanla çok iyi anlaşacağız bebeğim.”
İnkâr etmek için yeltendiğimde kapının sesiyle irkildim. Annem olması imkânsızdı. Becca nın olması da düşük bir ihtimaldi. Koşarak kapıya yöneldim. Ve o garip his mideme tekrar hücum etti. Kapıyı açtığımda James karşımdaydı. Yeşil gözleri bana değil içimdeki kaltağa kenetlenmişti. Artık yapmak zorunda olduğum tek şey yine buğulu camımın arkasına geçip izlemekti. Yardım istemek ve James e durumu açıklamak için avazım çıktığı kadar bağırmama rağmen ağzımı dahi açamadım. Ve bildiğim en sıkı küfürü içimdeki pisliğe yolladım. Ama o ilgilenmedi. Şaşırmakla meşguldü. Ben James e olan tepkisini anlamaya çalışırken onlar konuşmaya başladı. Şaşkınlıktan tek kelime dahi edemedim. Aphrael James e Cass diye hitap ediyordu ve sanki James onu asırlardır tanıyormuş gibi konuşuyordu. Neler olduğunu anlatması için baskı yaparken o James i kendine çekti ve dudaklarına yapıştı. Ahh beynim hapsolduğu camı kırarcasına haykırdı. Yani haykırdım. Sanki James i öpen benim bedenim değildi ve ben onun başka bir kızla öpüşmeni izliyordum. Şu anda Hailey e yaptığımın aynısını kendime yapabilecek kapasitedeydim ama sadece kendimce debelenmekle yetindim. James in kendini geri çekmesi birazda olsa içimi rahatlattı. Konuşmalarına kulak kesildiğimde Aphrael ın bahsettiği Cass in de James in bedenini gasp eden bir yaratık olduğunu anladım. Beynim ağrıdan iflas etmek üzereydi ve bu kadarı bir insan beyni için çok fazlaydı. Derinlerde James e ulaşma umuduyla haykırdım ama yine başarısız oldum. Onların yani bizim dudaklarımız tekrar bir araya geldiğinde her şey için çok geçti. Aphrael a ait olan bedenim James in kolları arasındaydı. Ama bu sefer biz konuk oyuncuyduk. Bu an onlara aitti. Artık kendimde karşı çıkacak gücü bulamıyordum. Tüm gözyaşlarım içime akıyordu. Bedenlerimizin birlikteliği James in acıdan kıvranmasıyla son buldu. Ben tamamen endişe doluyken yalnız olmadığımı fark ettim. Aphrael da Cass için endişelenmişti. Ne trajedi ama… James ve ben ne olduğu belirsiz iki yaratığın evcil hayvanı olmak için seçilmiştik. Cass ya da James artık her kimse kendini toparladı ve hışımla evimi terk etti. Yalnız kalmıştım. Aslında teknik olarak bundan sonra hiçbir zaman yalnız olamayacaktım. Ve bir şeyden emindim. O da artık sahibim olan yaratığın bana bir açıklama borçlu olduğuydu.
'' Bu da neydi? Cass kim ve neden James i öptün seni pislik?''
'' Hop hop bebeğim. Yavaş gel bakalım. Her şeyi anlatacağım. Bedenini kullanıyorum ve en azından sana ne olup bittiğini bilmeye hakkın olduğunu düşünüyorum. Bunun için şükretmelisin. Ve bir şartım var lütfen çığlıklarını kendine sakla. Senin yüzünden şu migren denen insan hastalığına yakalanacağım.”
'' Lafı dolandırmayı kes.'' sesim çok ciddi ve sinirliydi.
'' O zaman gönderilme amacımla başlıyorum. İyi dinle çünkü tekrarlama gibi bir niyetim yok. Beni yaratıp daha sonra da küçümseyip dışlayan varlığa sizin deyişinizle Tanrıya aslında yine onun yarattığı ama acınası varlıklar olan siz insanlar üstünde nasıl etki yaratabileceğimi ve sizi onun yolundan nasıl saptırabileceğimi göstermek için dünyaya indim. Buna bir nevi ego tatmini de diyebilirsin. Ama bunu düşündüğün kadar kolay yapamıyorum. Gelelim 'Cass kim?' sorusuna. Cassiel benim amacıma engel olmak ve seni benden korumak için görevlendirilmiş bir melek. Tabi bunda ne kadar başarılı olur orası tartışma konusu. Ve o da şu anda sevgili James inin bedenini işgal etmekte. İstediğimi yapabilmek için ilk önce engelden yani Cass den kurtulmalıyım.''
'' Az önce yaptığın şey bana pek kurtulmak gibi gelmedi. Daha çok faydalanmak diyelim.''
'' Ah öyle mi küçük şeytan? Bence bana bir teşekkür borçlusun çünkü Kevin olayından sonra bir daha yüzüne bile bakmayacak çocukla neler yaşamanı sağladım. Ayrıca bu Cass den kurtulma planlarımdan biri. Yani aslında iki plan var ve senin ikincisinden pek memnun kalacağını garanti edemem. O yüzden bunun tadını çıkarmaya bak.''
'' Kevın la olanlar senin yüzünden miydi? Demek planın James le düzüşmek ha? Sizin dilinizde buna engelleri kaldırmak mı deniyor?”
'' Tatlım bilirsin şeytan özgür bir melektir. Ama o Cass gibi itaat köpekleri için aynı şeyi söyleyemem. Onların her türlü zevk verici madde ve işe yasakları var. Ve yasaklar çiğnendiğinde kazanan yine kötü taraf olur.''
'' ikinci planın ne? ah bir dakika.. Lütfen bu planın James le ilgisi olmadığını söyle. Lütfen...''
'' Üzgünüm hayatım ama eğer kendini iyi hissettirecekse yalan söyleyebilirim.''
'' Ahh seni pislik. James e zarar vermene asla izin vermem. Kendimi öldürürüm ama buna izin vermem anladın mı beni?''
'' Eğer şanslıysam o yola gerek kalmaz. Henüz plan A uygulamada tatlım ve bugün gördüğün gibi pek de başarısız sayılmam. Yani James için bu kadar endişelenmene gerek kalmayacak… Umarım…”
İşte o an rüyam tekrar gözlerimin önündeydi. James in kanına bulanmış ellerim ve onun cansız bedeni. Beynimdeki görüntüleri yok etmek ister gibi başımı salladım.
'' Peki ya ben herkese durumu anlatırsam? Sonuç olarak artık her şeyi biliyorum.”
'' Herkes tarafından deli damgası yemek hoşuna gidecekse özgürsün .''
Tüm sinir hücrelerim çökmüş bir biçimde tüm vücudum istemsizce titriyordu. Gereken tek şey bir bıçaktı. Bileklerimi falan kesip her şeye son verebilirdim. Ama sadece benim adıma olan her şeye. O amacına ulaşmak için başka bedenleri kullanacak ve olan bana olacaktı. Her şeyi rahatça anlatmasının nedeni de buydu. Ne engellemek adına bir şey yapabilirdim ne de birine anlatabilirdim. Tam anlamıyla çaresiz ve kapana kısılmış biçimdeydim. Ondan şu anda tek bir isteğim vardı. Eğer bedenimi satıyorsam bunu isteme hakkına da sahiptim.
'' Lütfen beni bir süre yalnız bırak. Yalvarıyorum. Bu kadarı bir insan için çok fazla. Kendime gelmek için zamana ihtiyacım var.'' Ve o andan itibaren ne sesini ne de varlığını hissedebiliyordum. Sanırım bu kadar özgürlüğü çok görmemişti. Artık rahat nefes alabiliyordum. Deli olmadığımı anlamak acımı hafifletmek yerine kat ve kat arttırdı. James e ne olursa olsun bunu yapamazdım. Bu çıkmazdan kurtuluş yolu aramak için beynim fazla yorgundu. En son hatırladığım şey gözyaşlarımla sırılsıklam olmuş yastığımda uykuya dalmak oldu.
Sabah müthiş bir baş ağrısıyla her zamankinden erken kalktım ve onun sesini duymak için kendimi yokladım. İsteğimi yerine getirmişti. Sanırım bir süre için rahattım. Karnımdan gelen başka bir ses de bana dün sabahtan beri hiçbir şey yemediğimi hatırlatıyordu. Hızla hazırlanıp annemin yokluğunda idare etmem için hazırladığı soğuk sandviçlerden birini kaptım ve arabama koştum. Bir dakika arabam mı? Dün geceden sonra artık bir arabam olduğunu pek sanmıyordum. Bebeğimi kaybetmenin acısıyla dışarı çıktığımda Camarom bir çiziği dahi bulunmayan bembeyaz boyasıyla bana göz kırpıyordu. 2 günün ardından ilk defa sevinç çığlığıyla birlikte yüzümde kocaman bir sırıtış belirdi. Mutluluk özlediğim bir duygu olmuştu. Ellerimi bebeğimin üzerinde gezdirirken nasıl hasar almadığını düşünüyordum. Artık dün geceki kazadan yüzde yüz emin olduğuma göre geriye tek bir seçenek kalıyordu. Ve bu seçenekle Aphrael bana kim olduğunu ve isterse neler yapabileceğini hatırlatıyordu. Vücudumu saran ürpertiyle arabama atladım. Aklıma ilk gelen isim Becca oldu. Okula gittiğimde onu bulamadım. Evinde bulabilmek için dua ettim. İçimdeki şeytanla bu kadar çelişmem doğru muydu bilmiyorum. Yani artık dualarımın pekte önemsendiğini sanmıyordum.
Artık garip davranışlarımın belli bir nedeni vardı ve bu neden pek de akıl karı değildi. Özellikle Becca için. Yine de ben bu özgür olduğum zamanı kullanarak ve bana inanmasını umarak Beccanın evine doğru yol aldım. Kapıyı çaldığımda Becca tam okula gitmek için çıkmak üzereydi. Karşısında beni bulunca yüzündeki tebessüm yerini öfkeye bıraktı.
'' Ne istiyorsun?''
'' Seninle konuşmaya ihtiyacım var. Lütfen becca. Beni dinlemelisin.''
'' Tamam, 5 dakikan var. Tüm o saçmalıklarını açıklamak için 5 dakika.''
'' Ben ..'' O anda kurmak üzere olduğum mazeretin saçmalığının farkına vardım. Aphrael da Becca ya anlatmama bu yüzden izin veriyordu. İnanmayacağını ben gibi o da çok iyi biliyordu. Ama bu kendim olduğum tek andı ve bunu sonuna kadar kullanmaya kararlıydım.
'' Ben onları bilinçli yapmadım Becca. Başka birisinin etkisi altındayım ve kurtulmak için yardımına ihtiyacım var.''
'' Birisi derken kastettiğin kim?”
'' Bir ..şeytanın.'' Beccanın kahkahası içimdeki yaratığınkiyle ikiye katlandı. Ama Beccanın ki çok geçmeden sinire dönüştü.
'' Dee sen benimle dalga mı geçiyorsun? Tamam, bir şeytan kadar kaltak olduğunu biliyorum. Ama aynı anda Kevin ve James ten faydalanıp da tüm suçu şeytanına atamazsın. Çünkü artık çok iyi bildiğim bir şey var o da senin şeytanın ta kendisi oluşun.”
Becca omzuma sert bir omuz darbesi indirerek dengemi kaybetmeme neden oldu ve arkasına bile bakmadan uzaklaşmaya başladı. Bense olduğum yere çöktüm. Bir histeri kriziyle daha baş başa kaldım. Beccanın sözleri beynimde yankılanırken söyleyebildiğim tek şey ''neden ben?'' oldu.
Vücudum bu kriz anında gelen telefon sesiyle irkildi. Telefonu elime aldığımda Kevin ın sevimsiz adıyla karşılaştım. Parmağım saniye geçirmeden kapama tuşuna yöneldi. Onun adına dahi tahammülüm yokken sesini duymayı kaldıramazdım. Daha sonra bir titreme daha. Anlaşılan Kevin işi inada bindirmişti. Hazır kendimdeyken şu sülüğe haddini bildirmek için telefona yöneldiğimde gördüğüm görüntü bir süre şok geçirmeme neden oldu. Arayan James ti.

4 yorum:
oooo heyecan die ben buna derm 4. bölmü sabrszlkla bekliorm ve tahmn üzerne tahmn yürütüorm inş bir an önce 4 . bölm gelr :DD
tahminlerini söyle bakalım ne kdr yaklaşmışın:DD 4. bölüm cumartesi gelicek bundan sonra bölümler 4-5 günde bir olcak
ohaa ben yine çok beğendim :D ayrıca bölümleri uzun uzun paylaştığın için teşekkürler :D
o kavga anını deenin ağzından da okumak çok iyiydi.beğendim orasını;) 4.bölümü bekliyoooooooorumm :D
olmaz burda söleyemem çok uçuk kaçk olur feln :PPDD jamesle ne konşcklar olylar nası gelşcek merk içersndeym :DD cumartesiyi iple çekiorm :DD
Yorum Gönder