Cassiel Adams
Dee nin sokağından hızla ayrılıp eve gittik. Tek kelime bile etmeden… James evin önünde durdu ama arabadan çıkmadı.
“ Sen aklını mı kaçırdın tanrı aşkına? Uçkurun yüzünden az daha Dee yle..” diye bağırırken sözünü kestim. Bunu bağırarak yaptım ama benimkiler her zamanki gibi kafamızın içindeydi.
“ Kapa çeneni James.”
“ Bana ne yapacağımı söyleyemezsin. Bir daha asla bedenimi kullanmayacaksın. Asla!” diye bağırmaya devam etti.
“ Sen de bana ne yapacağımı söyleyemezsin!” Sesim beynimizi deliyordu.
“ Ah, ne yapmak istersiniz peki paşa hazretleri? Mesela sevgilimle düzüşmeye ne dersin?”
“ Benimle düzgün konuş.”
“ Sakın bana ahlak dersi vermeye kalkma Cassiel. Çünkü senin bu saçmalıklara göründüğü kadar bağlı olmadığını az önce bizzat gördüm.”
“ Ne yaptığım seni ilgilendirmez.”
“ İlgilendirmez mi? Kusura bakma ama sen masum bir insanı korumak yerine onu elinde oynatan sürtüğün biriyle sevişmeye kalktığın ve bunu benim bedenimle, benim sevgilimle yaptığın için bal gibi de ilgilendirir.”
“ Benim sınırlarımı zorlama James.”
“ Zorlarsam ne olur? Chris Angel numaralarından birini üzerimde mi denersin? Hatırlatırım, bu bedene zarar verirsen sen de zarar görürsün Cassiel. Ah, dur da tercüme edeyim, kıçın yiyorsa yaparsın!”
Hiçbir şey söylemedim. Çünkü pes etmeyeceğini biliyordum. Ben cevap vermeyince arabanın kapısını çarparak eve girdi. Aynı şeyi – kapı çarpma tribini- evin giriş kapısı ve kendi odasının kapısında da yaptı. Kapısını kilitlerken annesi gelip “ İyi misin oğlum?” dedi. James yalnız kalmak istediğini söyledi ve yatağa sırt üstü uzandı. 10 dakika hiçbir şey söylemeden tavanı izledi. Ben de bir şey söylemeyince sinirini daha fazla bastıramadı.
“ Sözlerim ağırına mı gitti Cass? Yoksa bana küstün mü?” dedi. Bunu söyleyiş tarzını tek kelimeyle açıklarsam küstah mükemmel olurdu.
“ Ne söylememi istiyorsun James? Özür mü diliyim?”
“ Bir özür yaptığını telafi etmese de başlangıç için iyi olur.”
“ Özür falan dilemeyeceğim. Kavga edecek de değilim o yüzden çeneni kapa ve ben yokmuşum gibi davran.”
“ Bunun için sence de biraz geç değil mi? Onca şeyden sonra hem de.” Dedi. Evde olduğundan artık bağırmıyordu. Ama kesinlikle sakin değildi. Cevap vermedim. Çünkü onun sorunlarından çok daha ciddi sorunlarım vardı. Ayrıca onunla kavga etmek biraz saçmaydı. Hatta fazlasıyla saçma. Zihnim hiç uyumadı. James yüzünden bedenim de. Gece boyu Dee nin evinde yaşananları düşündü. Benim düşüncelerim de bundan farklı değildi. Güneş doğarken içimiz geçmiş, uyandığımızda saat 10 buçuktu. Okula geç kalmıştık. Gerçi geç kalmasaydık da gideceğimizi hiç sanmıyordum. James kalkıp duş aldı. Hiç acele etmeden sıcak suyun altında yarım saatten fazla durdu. Bunu neden yaptığını tabiî ki de biliyordum. Rahatlamak istiyordu ve Aphrael ın onu – beni- öpmesinden sonra kendini ciddi derecede pis hissediyordu. Elleri ve ayakları sudan buruş buruş olunca sonunda banyodan çıktı. Giyinip bir şeyler atıştırdı. Ve televizyonun karşısına geçti. Televizyonda haber programı açıktı. Buradan aslında izlemediğini anladım. Çünkü James haber izlemekten nefret ederdi. Kapatıp kumandayı kaldırdı. Koltuğun yastıklarını düzeltip tekrar oturdu. Konuşmaya başladı.
“ Cassiel?” dedi. Sesi gergindi ama bağırmıyordu. Hiçbir şey söylemedim.
“ Cass orada olduğunu biliyorum. Cevap ver.” Yine cevap vermedim.
“ Oyun oynayamayacak kadar yaşlısın Cass. Konuşursan ağzına fare boku falan girmeyecek. Şuna bir son ver lütfen.” Diye devam etti.
“ Söyleyecek bir şeyim yoksa susmaktan başka ne yapabilirim söyler misin?” dedim.
“ Söyleyecek çok şey var Cass. Mesela ‘Ben aptalın tekiyim.’, ‘Saçma sapan zaaflarım var.’ , ‘Göt kafalı, kendini beğenmiş, lanet olası adi herifin biriyim.’. Devam etmek ister misin?” dedi. Beyninden alay ettiğini anlayabiliyordum ama sesi gayet ciddiydi. Sinirlendim.
“ Şu an tek yapmak istediğim yüzünün orta yerine sağlam bir yumruk atmak çocuk. Beni tahrik etmeyi kes.” Sinirlendiğimi o da fark etti.
“ Kendi yüzüne yumruk atmayı başarabilirsen bana da haber ver çünkü şu an aynısını ben de sana yapmak istiyorum.”
“ Sen hiç altta kalmak nedir bilmez misin? Bir kere de cevap verme.”
“ Konu sen olunca yapamıyorum tatlım. ‘Beni tahrik ediyorsun.’ ” Tahrik kısmını bilerek vurgulamıştı. Eğleniyordu hem de fazlasıyla. Ve ben dünden sonra bunu nasıl yapabildiğini cidden merak ediyordum. Sanırım Bay Umursamaz ı oynuyordu, ‘Dünya tepeme yıkıldı, ama ben Superman im gülmem lazım değil mi?’ dercesine… Ben bir şey söylemeyince devam etti.
“ Ah, ama ben o sürtük değilim tabi elimden anca bu kadarı geliyor.” Daha fazlasına tahammül edemezdim. Bu kadarı yeterdi. Sinirden kuduruyordum. Bu da sağlıklı düşünmemi engelliyordu. Kontrolü elime aldım. Kendime zarar veremediğimden sehpanın üzerindeki kumandayı alıp üzerinde tek bir çizik dahi olmayan plazmaya fırlattım. Bunu o kadar sert yaptım ki plazmanın ekranı kumandanın değdiği yerden çatladı. Çatlamak biraz hafif kalırdı aslında. Ekranın bir tarafı resmen dağılmıştı. Her şey o kadar ani olmuştu ki, James anlayıp beni azarlayana kadar bir iki derin nefes aldı. Sinirim yerli yerindeydi ama biraz daha iyiydim. Kontrolü James e geri verdim. Ve sesi beynimin içinden çıkıp kulaklarımı tırmaladı.
“ Sen cidden kafayı yemişsin! Ne yaptığının farkında değilsin. Tanrım, lanet bir melek ve 2700$ lık plazma yüzünden öleceğim hem de 17 yaşında!” Dün atlattığımız –aslında yeni başlayan- koskoca bir sorunun ardından 2700$ lık bir plazma için endişelenmesi komik gelmişti. Sinir bedenimi terk ederken kahkahalarım beynimizin içinde yankılanıyordu.
“ Bunun komik olduğunu mu düşünüyorsun? Annemler beni öldürecek. Ve senin de istediğin buysa bir silah bulup onlardan önce beni vurmalısın!” hala bağırıyordu ve ben de hala gülüyordum.
“ Üzgünüm ama ölmeni istemiyorum James. Bu kumanda fırlatma işi hoşuma gitti. Sırf bu yüzden dünyada yaşama şansımı seni öldürerek boşa harcayamam.” Kahkahalarımı bastıramıyordum. Sanki biri “smile” düğmeme basmıştı ve tekrar basıp kapatana kadar susmayacaktım. James ise sinirden delirmek üzereydi. Onun sinirini ben de hissediyordum ama dediğim gibi gülmeme engel olamıyordum. Kumandayı, ben fırlattıktan sonra düştüğü yerden alıp plazmaya fırlattı. Plazmanın sağlam görünen diğer yarısı da artık kullanılmaz haldeydi. Ben sinirden ağlamakla – James yüzünden- gülmekten çatlamak arasında bir yerdeydim. Sonunda delirmiştim. Ne güzel…
“ Ölmemi istemediğini söylemiştin değil mi Cass? Gördün mü? Artık kesinlikle bir ölüyüm.”
“ Benden bu kadar nefret mi ediyorsun James? Dünyada kalmayayım diye intihar edecek kadar.”
“ Düşüncelerimi okudun sanırım çünkü aynen bu niyetle yaptım.” Dedi ama böyle olmadığını ikimizde biliyorduk.
“ Maalesef kötü haberlerim var. Çünkü öldüğün falan yok. Dolayısıyla benim de gittiğim yok.” Artık kahkaha atmıyordum ama sinirli de değildim.
“ Her zamanki gibi bir bok bildiğin yok Cass. Mezara girmek için yaklaşık 8 saatim var.” Annesiyle babası 8’e doğru eve geliyordu.
“ Son isteğini gerçekten merak ettim. Ama bu sefer bir şeyler biliyorum James. Ölmeyeceksin.”
“ Ne biliyorsan dökül bakalım da ölüp ölmeyeceğime ben karar vereyim canım.”
“ Plazmayı halledebilirim. Eskisinden hiçbir farkı olmaz. Sonuç olarak da annenler seni boğazlamaz.”
“ Hırsızlık yapmayacaksın değil mi? Lütfen yapmayacağım de çünkü bu dünyada yaptığın son şey olur. Yemin ederim kendimi öldürürüm.” Sesi çok endişeli geliyordu.
“ Saçmalamayı kesersen sanırım içinde bir melek olduğunun farkına varırsın James. Hep Chris Angel numaralarımı görmek istemiyor muydun? Alsana numaraların kralı.”
“ Plazmanın halini düşünürsek bu biraz imkânsız sanki ha?”
“ Sanki bedenine girip seni kontrol etmem çok olası da. İnanmıyorsan kendin bak. Plazma cillop gibi yerinde duruyor.” Dedim. James plazmaya baktı ve gözlerini kırpıştırdı.
“ Ha siktir! Dostum o düzenbazla düello yapsanız paramı kesinlikle sana yatırırım. Bunu nasıl yaptın?” çok şaşkındı. Ama o da artık gülüyordu. Derin bir nefes alıp koltuğa kuruldu.
“ Nasıl yaptığımın bir önemi yok. Sırlarını bilsen de yapamazsın zaten.”
“ Ukalaya bak sen. Yapamayacağımı biz de biliyoruz herhalde. Nasıl yaptığını merak etmem sence de doğal değil mi?”
“ Melek güçlerim işte. Öyle olmasını düşündüm, öyle oldu. Merakın geçti mi?”
“ Bunu her şeyde yapabilir misin? Yani mesela benim bir eşek gibi görünmemi istesen işe yarar mı?” Dalga geçmiyordu.
“ Sen zaten eşek gibi görünüyorsun.” Dedim gülerek.
“ Ha-ha. Eşek olan ya da olabilecek tek kişi var o da sensin. Dünü ne çabuk unuttun?” diye yapıştırdı cevabı. Sinir hiç vakit kaybetmeden ele geçirdi beni.
“ Unutmadım. Unutmayacağım da. Neden çözüm üretmeye çalışmak yerine başıma kakıp duruyorsun?”
“ Melek olan ve bunlarla başa çıkması gereken sensin.”
“ O zaman bırak da kendi başımın çaresine kendim bakayım. Beni yargılamayı ve ne yapacağımı söylemeyi kes.”
“ Çok merak ettim Cass. Kendi başının çaresine bakmaktan kastın neydi? Şeytanı yatağa atıp bütün olayın içine etmek mi? Dünden anladığım kadarıyla buna sizinkiler de karşı.” Laf sokmayı iyi beceriyordu. Ama ne yazık ki bu gün lafı yiyip oturacak havamda değildim.
“ Hayret, ben de istediğinin bu olduğunu sanıyordum James. Bildiğim kadarıyla Dee’yi hala becerememişsin. Gerçekten yazık, burada Kevin senden önce davranmasın diye uğraşıyorum ama göremiyorsun.” Bunları söylediğim anda pişman olmuştum. Tanrım, ne yapıyordum ben böyle? Onu dünkü ve öncesindeki saçmalıklarla yeterince üzmüştüm zaten. Artık yapmak istemiyordum. Ama sinirlerime hâkim olamıyordum. Ve sanırım başıma ne geliyorsa bu hâkim olamama yüzünden geliyordu. James söylediklerimi sindirmek için birkaç saniye bekledi.
“ Evet, gerçekten de yazık, Cassiel. Senin bir melek olduğuna inandığım ve sana güvendiğim için gerçekten yazık. Çünkü o kaltaktan bir farkın yok.”
Düşünceleri de sözleri kadar ciddiydi. Onu zayıf noktasından vurmuştum ve o da bana aynı şekilde karşılık vermişti. Ama fark vardı. Ben bir anlık sinirle söylediğimden ciddi değildim. Oysa o… Yerinden kalkıp odasına gitti ve kapıyı çarpıp yatağa uzandı. Hiçbir şey söylemedi. Düşünmedi de. Sanırım bunu bağıra bağıra şarkı söyleyerek başarıyordu. Çünkü hissettiğim şey ‘kalbimi kırdın’ ve ‘seni geberteceğim’ arası bir şeydi. Duyduğumsa saçma sapan şarkı sözleri… “Die, die, die my darling! Just shut your pretty mouth. I'll be seeing you again, yeah-yeah. I'll be seeing you, in hell...” Saçmaydı, evet ama bu kesinlikle bizim şarkımızdı. Bizim derken kastım tabiki de Aphrael ve ben değildi. Ya da ne bileyim sanırım öyleydi. Neyse, zaten şu anki sorunum AC-JD( Aph-Cass-James-Dee) aşk zımbırtısından çok daha mühimdi. Ama ben ne söyleyeceğimi ya da ne yapacağımı bilemiyordum.
“ Özür dilerim James. Öyle söylemek istemediğimi biliyorsun.” Dedim sonunda. Beni duymazdan geldi.
“ James özür diledim. Daha ne yapayım?” diye direttim ve biliyorum bu işte kesinlikle berbattım.
“ Senden bir şey yapmanı isteyen yok zaten. Kapa çeneni ve işine bak.” Diye bağırdı. Konuşmaya başladığında aklından geçen ilk şeyle öylece kalakaldım. Sakin olduğumu göstermeye çalışarak sordum.
“ Sakın bana Dee yi arayacağını söyleme?”
“ Söylemeyeceğim zaten yapacağım. Sen kimi sikmek istiyorsan iste Cass, ama onun bana ihtiyacı var. İzin verirsen senin yapmadığın şeyi yapmaya çalışıyorum. ” dedi eline telefonu alıp.
“ Saçmalama ve bir saniyeliğine düşün. Aradığın kişinin Dee olduğunu bilemezsin. Ve eğer o değilse ki büyük ihtimal o değil, Aphrael seni kandırıp saçma sapan şeyler yapmana neden olabilir. Bak benim zihnimle oynayamaz ama seninkine ne isterse yaptırabilir. Ve ben bunu engelleyebilir miyim bilmiyorum. O yüzden sakinleş ve şu telefonu bırak. Lütfen James.”
“ Dün nerenle oynuyordu peki Cass? Bana gayet zihinsiz görünüyordun da.” Tanrım, bu çocuğu ikna etmek için oscarlık yetenek lazımdı ve o bende var mıydı? Hiç sanmıyordum.
“ Bak dünkü olay tamamen fizikseldi. Telefonda bir şey olmaz, ille de aramak istiyorsan bırak ben konuşayım.” Dememle birlikte çekmeceyi açıp bir çakı çıkarması bir oldu. Şaşkınlığım tarif edilemez boyuttaydı. Bunu düşünmeden yapmış olması da bambaşka bir olay.
“ Asla olmaz, eğer bedenimle oynarsan, ilk fırsatta seni geldiğin cehenneme geri gönderirim haberin olsun!” diye bağırdı. Blöf yapmıyordu. Kontrolü elime alsam belki bunu engelleyebilirdim. Ama iki risk vardı ve görmezden gelmem olanaksızdı. 1.si bu sinirle beni bloke edebilirdi. 2.si sonsuza kadar onun bedenini kullanamazdım ve kontrolü ona geri verdiğim zaman neler yapacağını tanrı bilirdi. Sonuç ise; pes etmek ve Aphrael ın maçı bu kadar erken bitirmeyi istememesi için dua etmekti.
“ Tamam, tanrı aşkına sakin ol. Ne istiyorsan yap ama sadece 2 dakika, lütfen James. Bıçağı da yerine koyabilirsin yemin ederim engel olmayacağım.”
“ 2 dakika bekle, koyarım.” Dedi. Ve rehberden Dee yi seçip ara tuşuna bastı. İkinci çalışta telefon açıldı. James bıçağı bıraktı.
“ James?” dedi kız. Sesinden ağladığı belli oluyordu. Hem de ne ağlama.
“ Dee?” James bunu soru sorar gibi sormuştu. Ve sanırım herkes nedenini biliyordu.
“ Benim James, sadece ben.” Kızın hıçkırıkları James in titremesine neden oldu. Neler hissettiğini anlatmak imkânsızdı.
“ Nasılsın?” Şu an konuşan James daha önce hiç görmediğim bir James ti. Sesi daha önce duymadığım kadar yumuşak, kalbi daha önce hissetmediğim kadar hastaydı.
“ Sana ihtiyacım var James.” Kızın sesi fısıltıya dönmüştü. Artık tamamıyla ağlıyordu. James te ağlamaya başladı. Ve ben bir kez daha kendimden nefret ettim. Biliyordum bu son da değildi.
“ Şşşt! Ağlama lütfen. Her şey iyi olacak Dee. Söz veriyorum hepsi bitecek. Ben yanındayım. Kim olursan ol içinde ne olursa olsun sen benim Dee ‘msin anladın mı?” Ağlama diyordu ama o da ağlıyordu. Dee yi inandırmaya çalışıyordu ama o da inanmak istiyordu. Sen benim Dee msin diyordu ama o kadar basit olmadığını, bitmeyeceğini o da biliyordu. Belki de en iyi o biliyordu.
“ Eğer benim yüzümden birine bir şey olursa o zaman da böyle söyleyebilecek misin James? Ben yine senin Dee in olabilecek miyim?” Kızın çaresizliği içimi öyle acıtıyordu ki bunu dindirmek için ne gerekiyorsa yapabilirdim. Aphrael ın zalimlik boyutunu, bunu birebir hissedip de nasıl rahat olabildiğini hayal edemiyordum. Sanırım ona bu yüzden şeytan deniyordu.
James sorunun yanıtından emin değildi. Dee ye âşıktı, onun için her şeyi yapardı. Ama ona her baktığında Aphrael ı görmek, onu her öptüğünde şeytanı da öpmek kabul edebileceği bir şey değildi. Verilebilecek en makul ve en gerçek cevabı verdi.
“ Seni seviyorum Dee. Bunu hiçbir şey değiştiremez.”
“ Bende sen seviyorum James. Ve inan sana kızmıyorum.” Diyerek telefonu kapattı Dee. James ise kendine kızıyordu. Olanları geriye sarıp ona “Sen benim Dee msin. Her zaman da öyle olacaksın.” Demek istiyordu ama istemek yetmiyordu. 15 dakika boyunca öylece oturdu. 45 dakika geçti o hala oturuyordu. Beni korkutuyordu. “İyi misin?” diye sormak istiyordum ama ona burada olduğumu hatırlatmak için pek uygun bir zaman değildi. Kapının çalmasıyla bakışlarını sabitlediği yerden uzaklaştırdı. Ayağa kalktı ve 3. çalıştı kapıyı açtı. Gelen kişi ona yalvaran ve kızarmış gözlerle bakan Dee den başkası değildi. James in gözlerinde ise şaşkınlık ve korku karışımı bir şeyler vardı. Onun şu anda Dee olup olmadığını düşünüyordu. Düşüncelerine “ Şu an kontrol Dee de James ama dikkatli ol tamam mı?” dedim. Fark edilemeyecek hafiflikte tamam anlamında başını salladı. Dee ona;
“ Ben olup olmadığımı merak ediyorsun.” Dedi ama bunu soru sorar gibi yapmıştı.
“ Sen olduğunu biliyorum Dee, buraya gel.” Sesi yumuşacıktı. Elini kıza uzatıp onu içeriye çekti ve kapıyı kapadı. Döndüğü anda büyük bir özlemle onu kollarının arasına aldı. Bir daha hiç bırakmayacakmış gibi sarıldılar. Onun sıcaklığını hissetmek, onun kokusunu içine çekmek sanki her şeyi düzeltmişti. Ortada ne melek ne şeytan ne de başka bir sorun kalmıştı. Sadece o ve hep onunla olmak istediği kız vardı. Onun Dee si. Ağlamaya başladılar. James Dee nin gözlerine bakmak için kızı bıraktı. Sol eliyle kızın omzunu tutup sağ eliyle gözyaşlarını sildi.
“ Ağlayınca tatlılığından seni yemek istemem bunu alışkanlık haline getirmeni gerektirmez hanımefendi.” Dedi. İkisi de gülümsedi. Buruk ama gerçek bir gülümsemeydi.
“ Ben... Ben iyi değilim James. Sana ihtiyacım var.”
“ Biliyorum. Benim de sana ihtiyacım var.” dedi. Elini kızın yüzünden omuzlarına oradan da kalçalarına kaydırdı. Sonra elini tutup onu odasına doğru götürdü. El ele sessizce oturdular. Birkaç dakika sonra Dee sessizliği bozdu ve:
“ Ne yapacağız? Aphrael ın mola verdiğine bakma eninde sonunda bir şeyler yapacak. Birilerine zarar verecek James hem de benim bedenimle.” Dedi.
“ O bu kadar basit değil işte. Cassiel ı unutma. O bize yardım eder.” Kısa bir duraksamanın ardından; “ Ah, sen Cassiel ı bilmiyorsun tabi. Şey, o bir melek. Aphrael gibi o da benim içimde. Ama onun dışında tamamen farklılar.” Diye devam etti James.
“ Yok, Cassiel ı biliyorum. Aphrael anlattı. Onunla ilgili planları var. Sanırım dünkü olanlar da bu planın bir parçasıydı. Ve eğer onda başarısız olursa B planına geçeceğini söyledi. Sana zarar verecek James. Dikkatli olmalısın.” Dee yeniden ağlamaya başladığında James ona sıkıca sarıldı. Ve kulağına:
“ Benim için endişelenme. Sen kendine dikkat et Dee. Sana bir şey olursa dayanamam. Güçlü olmasın. Bizim için o kaltakla savaşmalısın. Ben yanındayım, Cass de öyle. Sana zarar vermesine izin verme. Söz mü?” diye fısıldadı. Kız James in gözlerine bakmak için geri çekildi.
“ Seni seviyorum.” Dedi. Bunu o kadar kısık söylemişti ki duymakta zorlandım.
“ Ben de seni seviyorum. Herkesten her şeyden daha çok.” Diye karşılık verdi James. Ve dudaklarını benim bunları görmüyor olmamı dileyerek Dee nin dudaklarına bastırdı. Kız da ona karşılık verdi. James öpüşünü sertleştirirken Dee onun gömleğinin düğmelerini açmaya uğraşıyordu. James dudaklarını birkaç santim çekip Dee ye baktı.
“ Bunu şu an yapmak istediğine emin misin?” diye sordu. Sesi anlayışlıydı.
“ Kesinlikle. Bak, ben bunu seninle yapmak istiyorum ve bunun için bir daha fırsatımız olmayabilir. O yüzden kapa çeneni ve soyun.” Gülmeye başlamalarıyla dudaklarının birleşmeleri bir oldu. James gömleğinden kurtulup onu bir köşeye fırlattı. Yatakta geriye doğru uzanıp Dee yi üzerine çekti. Dee nin kalp atışlarını hissediyordum. Deli gibi çarpıyordu. James in kinin de onunkinden bir farkı yoktu. Bu anı görmemeyi… Onlar için – belki de hayatlarının en özel gününde- en azından bunu becerebilmeyi öyle çok isterdim ki kendimi ağlamamak için zor tutuyordum. James in elleri Dee nin kalçalarında dolaşıyordu. Sıra göğüslerine geldiğinde Dee James in üzerinde doğruldu ve tişörtünü çıkarıp yere attı. Siyah dantelli sutyeniyle seksi kriterlerimin %2000 ine sahipti. Tekrar James in dudaklarına yapışacak sanırken elleriyle onun boğazına sarıldı. Tanrım, Dee artık yoktu. Aphrael onu, James i hatta beni oyuna getirmişti. James neler olduğunu anlamaya çalışırken kontrolü elime alıp Aphrael ı – Dee yi- duvara fırlattım. Kafasını çarpmasından endişeleniyordum ama çok geçti. Hemen oraya doğru koşup bir şeyi olmadığını anlayınca Aphrael a- Dee ye- bir de tokat attım. Aphrael ın cevabı sinir bozucu bir kahkahaydı. Elimi tutup göğsüne bastırdı. Ve kulağıma: “ İstediğini biliyorum Cass. Kuralları siktir et. İzin ver sana dünyada görüp görebileceğin en kusursuz günü yaşatayım.” Diye fısıldadı. Bu fısıltı şehvet doluydu ve göründüğünden çok daha fazlasını vaat ediyordu. Gözleri ise yalvarır gibi bakıyordu. Gerçekte öyle düşünmediğini bilsem de kulağımı okşayan nefesi, gözlerinin güzelliği, gücü ve siyah sutyeni onu olduğundan daha da çekici kılıyordu.. Ama yapamazdım. James le Dee nin ne düşüneceğini bırakın bunu kendime bile yapamazdım. Zayıf ve kontrolsüz bir manyak olabilirdim ama başarısızlığı ben bile kabul etmezdim. Derin bir nefes alıp gözlerinin içine baktım. Kendimi oradaki karanlığı görmeye zorladım. Sonra da boğazını sıkmaya başladım. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Nefes almakta zorlanıyordu. Kıpkırmızı olmuştu. Ben giderek daha da sıkıyordum. İçimi koca bir hırs kaplamıştı. Onu öldürme hırsı. Sanki onu öldürürsem her şey bitecekti. Bütün kızgınlığım bütün acım hafifleyecekti. Ama öyle olmadı. Ben sıktıkça içimdeki nefret, hırs, sinir daha da artıyordu. Ve bu hissettiklerimin Aphrael, Dee ya da başka birine değildi kendime duyduğum şeyler olduğunu bilmek de hiç yardımcı olmuyordu. James beynimin içinde “Dur! Dee yi öldüreceksin Cass. Yalvarırım, dur!” diye bağırıyordu. Ağlamaya başlamıştı. Aklıma daha birkaç dakika önce birbirlerine nasıl baktıkları geldi, James in onun gözyaşlarını silişi, öpüşmeleri… Birden durdum. Sinirime ve gözyaşlarıma hâkim olmaya çalışarak Dee nin boğazını bıraktım. Aphrael dan gelebilecek her hangi bir saldırıya karşı hazır bekliyordum. Ama onun tek yaptığı derin derin nefes almak oldu. Sonra da tişörtünü alıp küfrederek sinirle evi terk etti. Şaşırmıştım doğrusu. Nefesimi tuttuğumu James in hıçkırığını duyunca fark ettim. Artık bırakın şeytanla uğraşmayı ayakta duracak, nefes alacak gücüm kalmamıştı. Kendimden tiksiniyordum. Kızıyordum bir yandan da ne için olduğunu bile bilmeden üzülüyordum. Gözyaşlarım ateşten yanan yanaklarımı rahatlatıyordu. Bunlar ne içindi? Neden ağlıyordum? Neden kırgındım? Ona karşı koymam gerekmiyor muydu? Yapmıştım işte başarmıştım. Öyleyse neden kendime bu kadar öfkeliydim? Hiçbirini bilmiyordum. Emin olduğum tek şey yorgun olduğumdu. Derin bir nefes alıp karanlık ve küçücük olan buğulu dünyama geri döndüm.

4 yorum:
oo yeni bölüm gelmiş :DD: kendi hikayemizden bi haberim :D neyse iyi okumalar gençlik...
off bir an için aphraelın onları rahat bırakacağını düşünmüştüm ama olmadı.bölüm baştan sona muhteşemdi yine tek solukta okudum.4.bölüm böyleyse 5 ve 6 yı çok merak ediorum.sanırım onlarda olaylar daha ön planda olcak.çünkü bu bölümün neredeyse yarısı düşünce çetışmasıyla geçti.şaşırdığım bir nokta var ben neden aphraeldan nefret edemiyorum yaa şeytan ama ondan nefret edemiyorumm :D
bende ya mesela Dee yi bile o kdr sevmiorum aph çok manyak sempatik bi karakter:D bakalım nolcak ona?:DD
ay ewett ya aphrael şu anda tatlı cadmsı gibi bi karakter gelio acaba ilrde bu tamamn gözümde şeytana dönşcekmi merklrdaym :DDcidden bu bölmde güzel olmş dee le james in duygu yüklü sahnesi beni aldı götrdü :))heyecanlı bi şeklde olylı geççek olan 5.bölmü bekliorm:DD ay şu anda düşünndm cidden birinin bedenini esir almsı çokk kötü bişey yaa ..
Yorum Gönder