Deeandra White
Arabama doğru yürürken havanın karardığını fark ettim. Buraya gelmek için uzun bir süreyi yolda geçirmiştim. Cebimdeki telefonun titreyişiyle afalladım. Arayan telefonun başında ''Nerdesin?'' sorusunu haykırmak için sabırsızlanan annemdi. Kafamda mantıklı bir yalan tasarlayamadığım için yanıt vermedim. Zaten nerede olduğum hakkında da en ufak bir fikrim yoktu. Annemin vazgeçmeyip tekrar arayacağını bildiğimden telefonu tamamen kapadım ve arabama atladım.
'' Pekâlâ, şimdi ne yapıyoruz?'' Görev aşkıyla yanıp tutaşan itaat köpekleri gibi hissediyordum.
''Aceleye gerek yok. Bence ilk olarak bunu kutlamalıyız.''
Daha önce hiç bulunmadığım küçük bir kasabanın arka sokaklarından birindeydim. Sokaktaki tek ses bar görünümü verilmeye çalışılmış döküntü bir binaya aitti. Kapısındaki tabela ışıklarının bazıları kırılmış bazıları da can çekişir haldeydi. Arabamı sokağın kenarına park edip bara doğru ilerledim. İçeride 19–20 yaşlarında uzun boylu çelimsiz bir barmen ve köşede oturan motorcu tiplemeli iki yaşlı bunaktan başka kimse yoktu. İhtiyarların bakışları eşliğinde barmenin önündeki sandalyeye kuruldum.
'' İyi geceler genç bayan. Size ne ikram edebilirim? Su, soda ya da süt?'' Genç çocuk tek kaşını kaldırıp çarpık bir gülümsemeyle benden cevap bekliyordu. Daha doğrusu yaşımla dalga geçiyordu.
'' Ah bu döküntü yerden daha fazlasını beklemekte aptallık olurdu. En azından biranız vardır?''
'' Pekâlâ. İşte biran. Genelde gençlerin favori mekanı değildir burası. Ortamı bilmediğine göre buranın yerlisi değilsin galiba.'' Kendisi için de bir bira açıp karşıma kuruldu.
'' Bu ucube yerde barmenlik yapan bir genç olduğuna göre sanırım sen de değilsin.''
'' Doğru tahmin. Ailemden ayrılıp 2 hafta önce bu saçma kasabaya geldim. Ve bulabildiğim tek iş bu oldu. Aç kalmaktan iyidir ha?''
'' Issız kasaba, döküntü iş yeri ve yabancı insanlar. Kötü bir hayatın olmalı.''
'' Şikâyetçi değilim. Böylesi daha huzurlu. Ee.. Seni hangi rüzgar attı bakalım?''
'' Geçerken uğradım diyelim.'' Sohbetimiz iki ihtiyarın ayaklanışıyla yarıda kesildi. Adamlar iğrenç gülüşleriyle bir yandan beni daha doğrusu kalçalarımı süzüp diğer yandan çocuğa içtiklerinin ücretini uzatıyorlardı. Onların gidişiyle barmen tekrar yanıma gelip boş bira şişemi diğer bardaklarla birlikte topladı.
'' Başka bir şey ister misin?''
'' Daha sert ne varsa.''
''Bilgin olsun en iyi zulayı evde, kendim için saklarım. Ama paylaşımcı bir insanımdır.'' Bu açık bir teklifti.
'' Hım.. Şu zulanı merak ettim.'' Benim sıram bitmişti artık. Sahne Aphrael' ındı.Tek yapmam gereken ona yol açmaktı. Görevi devraldığında dişilik tüm benliğimi sardı. Varlığından haberdar olmadığım davetkar gülüşüm suratımdaydı. Bu gülüş, çocuğun suratınaysa koca bir sırıtış olarak yansıdı.
'' Hayalet kasabanın hayaletleri dışında bu saatte buraya gelecek birileri olmadığına göre başka müşteri yok demektir. Sen burada bekle ben ceketimi alıp geliyorum.'' Ben daha ayaklanmaya fırsat bulamadan elinde ceketiyle geri döndü.
'' Bu arada adım Bolton. İstersen Bolt diyebilirsin.''
'' Pekâlâ Bolt. Araban var mı?''
'' Köşedeki.. Siyah olan.'' İşaret ettiği yönde eski bir Volkswagen den başka bir şey yoktu. Kendi arabamı orada bırakarak onun arabasına doğru yürüdüm.
'' İsmini söylemeyecek misin?''
'' Aphrael.'' İstemdışı söylenmiş bu kelimeyi artık vücudum yadırgamıyordu.
''Şu David Eddings romanlarındaki tanrıça Aphrael gibi mi? Cidden çok havalı bir isim.''
''Yaklaştın aslında ama ben pek tanrıça sayılmam. Pekala Bolt, evin uzak mı?
''Çok değil. Umarım senin için sorun olmaz.''
''Kesinlikle olmaz.''
Yolda sürekli konuşmakla meşguldü ama ben ona kulak asmıyordum. Aklım sadece bedenimi saran ve gittikçe büyüyen garip hisle meşguldü. Adrenalin patlaması tarzında, tüm uzuvlarımda baskın bir şekilde hissettiğim bu duygu mantıklı düşünmeme engel oluyordu. Bolt arabayı sürüp aynı anda bana bir şeyler gevelerken, elim onun dizindeydi. Bu temasla birden susup tatlı bir gülümsemeyle bana döndü. Halbuki benim, kendi suratımın ne tür bir tepki içinde olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yoktu.. Beynimde dolaşan şey yalnızca biraz sonra oluşacak görüntünün uyandırdığı heyecandı. Ellerim yetinmeyip yukarılara çıkmaya devam ediyordu ve her hareket Bolt' u kafamdaki canavarla birlikte daha çok gaza getiriyordu. Böylece her ilerleyiş Bolt'un yola olan dikkatini dağıtıyordu. Ellerim doruk noktasına ulaştığındaysa amacıma ulaştığımı anlayabiliyordum.
'' Waow. Çok acelecisin.'' Zevkten dört köşe olmuş bir surat ifadesiyle bana döndü ve ben de yetinmeyip dudaklarına yapıştım. Artık tamamen odağını kaybetmişti. Her ne kadar bir yandan yola bakmaya çalışsa da ona izin vermedim. Ve onun için mükemmel olan bu dakikaların aniden önümüze çıkan arabanın kulak tırmalayan kornasıyla son bulmasını sağladım.
'' Lanet ol...'' Oppss yolun sonu. Görevin tamamlanmış olmasının verdiği rahatlıkla geri çekilerek Bolt un son dakikalarını izlemeye koyuldum. O hapsolmak zorunda kaldığım buzlu cam yoktu artık. Çünkü bu Aphrael la ortak çalışmamızdı. Etrafı saran araba parçaları arasında Bolt'u, cansız bedeniyle orada bırakarak hızla uzaklaştım. Arabama ulaşmam biraz zaman aldı.
'' İşte benim küçük şeytanım. Harikaydın.'' '' Bundan gerçekten hoşlanıyorsun değil mi? Onların acınası bir biçimde can verişlerini izlemekten.''
'' İtiraf ediyorum. Evet. Hemde çok. Bu bana sizden ne kadar üstün olduğumuzu hatırlatıyor. O noel baba kılıklı Tanrınız bizim gibileri, siz basit yaratıklardan bile üstün görmüyor. Ama anlamadığı nokta sizin hayatı pamuk ipliğine bağlı olan kemik torbalarından başka bir şey olmamanız.''
''Ah iltifatların gerçekten ruhumu okşadı Aphrael. Peki bir şeyi merak ediyorum. Hissettiğim o garip hisse senin hoşnutluğun mu neden oluyor?''
''Artık resmi olarak tamamen beni ruhuna davet ettiğin için benim hissettiğim her şeyi hissedebiliyorsun. Güç, heyecan, hoşnutluk.. Gördün mü? Aslında bu anlaşma korktuğun gibi bir şey değilmiş. Ayrıca sayısız artıları da var. Eğer ben olmasaydım az önceki gibi bir kazada durumun Bolt tan farksız olurdu. Pekala teşekküre gerek yok tatlım.''
'' Evet haklısın şu anda baskın bir şekilde narsistliğini hissedebiliyorum. Umarım evde beni annemin soru bombardımanından kurtaracak numaraların da vardır.''
''Anlaşıldı. Sana ayrı bir ev lazım. Bu yaşta ergen hayatı yaşamak pek tercihim değil.''
Eve geldiğimde saat gece 3 tü. Anahtarımla olabildiğince sessiz bir biçimde kapıyı açma çalışmalarımda başarısız olduğumu, annemi karşımda kollarını kenetlemiş halde gördüğümde anladım.
'' Dee bu saate kadar neredeydin? Telefonunu kaç kere aramama rağmen ulaşamadım. Kapalıydı. Okuldan aradılar. Kaç gündür okula gitmiyormuşsun. Neler olduğunu söyleyecek misin?"
'' Anne sakin ol. Bu soruları hazırlamak için çok mu uğraştın?''
''Ben çok ciddiyim Dee. Kendine gel ve açıklamana başla.''
'' Peki. Becca daydım ve telefonumun şarjı bitti. Oldu mu?''
'' Demek Becca daydın.Sen ne zaman bana yalan söylemeye başladın? Gelmeyince Becca yı aradım ve tartıştığınız günden beri görüşmediğinizi söyledi. Bir dakika. Sen içki mi içtin? Ah.. Dee sen hiç böyle davranmazdın. Ne oldu sana?''
'' Anne çok sıkıldım. Bu kadar yeter. Üstüme gelmeyi keser misin artık? 16 yaşındayım ve bırakta içki içebileyim.''
Annemin yanından hızla geçerek odama çıktım. Annemde aynı hızla peşimden geldi ama odamın kapısının yüzüne karşı şiddetle kapatılmasıyla olduğu yerde kalakaldı.
'' Aph! Anneme karşı daha yumuşak olabilir misin? Anlaşmamızda böyle bir şey yoktu.''
'' Anlaşmamızda oda hapsi almakta yoktu ve muhtemelen seni bekleyen ceza bu. Bundan kurtulmaya bak çünkü bu odada 1 hafta boş boş oturmaya niyetim yok.''
'' Emin ol benim çok hoşuma gider. Bu haltı sen yedin temizlemek de sana düşer.''
'' Benim yapımda yaptığım pisliği temizlemek yok küçük şeytan. Doğama aykırı.''
'' Yani bu da bana kaldı. Seninle ortaklık çok zahmetli bir işmiş. Keşke anlaşmadan önce bunlardan haberim olsaydı.''
Bir kaç dakika sessizce kapıya kulağımı dayayıp dışarıyı dinledim. Annemden ses yoktu. Sinirliyken üstüne gitmek daha kötü sonuçlar doğurabilirdi. Yarını beklemeye karar verdim. Gözümden uyku akıyordu.
Sabah annemin kapıyı sert sert çalışıyla gözlerimi açtım. Uzun zaman sonra vücudum iyi bir uyku özlemini henüz giderememişti. Saate baktığımda henüz 8 di.
''Kalk ve hazırlan. Okula gidiyorsun.'' Ses tonundan ''Seninle konuşmuyorum sadece annelik vazifemi yerine getiriyorum.'' demeye çalıştığı anlaşılıyordu.
Bu sabahki hazırlanmam hızlı olmadı. Üzerime rastgele seçtiğim giysileri geçirmek yerine önce sıcak bir duş almaya karar verdim. Sonra ''private night'' etiketli çekmecemden siyah dantelli iç çamaşırlarımı özenle seçtim. Üstüneyse üzerime yapışan kırmızı bir badi geçirdim. Açıkçası kendime özen göstermek özlediğim şeyler arasındaydı.
''Benle takılmaya başladıkça giyinmeyi de öğrendin.''
''Bana çok şey kazandırdın Aph! Tam bir iyilik meleğisin.''
''Hey! Beni ve iyilik sözcüğünü aynı cümlede kullanmasan iyi edersin çocuk.''
Aşağıya indiğimde ne alışık olduğum kahvaltı sofrası ne de annem ortalıktaydı.
''Annenle bozuşman kötü oldu. Aranı çabuk yapmaya bak çünkü kahvaltılara bayılıyorum.''
Masanın üstündeki not kağıdına gözüm takıldı.
''Okuldan sonra hemen eve gel. Cezalısın.
not:dolapta sandviç var''
''Annen gerçekten ilginç bir kadın.''
'' Biz buna ilginçlik değil sevgi diyoruz. Çok kızmasına rağmen aç kalmamı istemiyor. Senin sözlüğünde: O tam bir iyilik perisi.''
'' Pekala o zaman annen için de bir savaş vermem gerekecek.''
'' Ciddi değilsin değil mi?'' Kendimi bir anlığına anneme zarar vermeye çalışırken düşündüm ve tüm vücudum ürperdi. Ki bu tüm insanlığımı kaybetmediğime dair iyi bir işaretti.
''Pekala. 1. kural anneye dokunulmaz. Tabi yoluma çıkmadığı sürece.''
''İstesen de dokunamazsın çünkü o anda kendimi öldürürüm, sonunda ne olacağı umrumda bile olmaz.''
''Tamam sakin ol. Şakaydı. Bu arada okula geç kalıyorsun.''
Hızlıca evden çıkarak arabama koştum. Okulun kapısından içeri girdiğimde ders zili çalıyordu. Sınıfa girdiğimde ingilizce hocası dahil tüm sınıfın gözleri üstümdeydi. Görünürde Hailey yoktu. Ama arkadaşlarının yüzündeki şaşkın ifade dikkatimi çeken ilk şey olmuştu. Tabi ya! Hailey cinayet teşebbüsümü ve takibimi kesinlikle arkadaşlarına anlatmış olmalıydı. Aslında eğer sadece onlarla sınırlı kalmışsa takdirimi kazanabilirdi. Sonuç olarak okulun tüm haberlerinin ilk kaynağı olan ayaklı gazeteden bahsediyorduk.
''Dee arkadaşımız sonunda aramıza katılmaya karar vermiş demek.''
''Biraz rahatsızdım. Malum kışın ortası..'' diyerek yerime kuruldum.
Becca en son bıraktığım surat ifadesiyleydi. Muhtemelen aklından '' kaçık'' ,''hasta'' ya da ''deli'' gibi sıfatlarla beni betimlemeye çalışıyordu. Sağımda Hailey nin arkadaşlarının faltaşı gibi açılmış gözleri, solda Becca nın ''seni pislik'' diye haykıran bakışları önümde ise Kevın ın şaşkınlık ve şapşallık arasında gidip gelen surat ifadesi arasında kalmıştım. Acaba pantolon giymeyi mi unuttum ya da bir yerim açıkta mı diye kontrol amaçlı kısa bir süre kendimi süzdüm. Her şeyin yerli yerinde olduğundan emin olunca sıranın üstüne sağ tarafımı kapatacak şekilde çantamı koydum diğer tarafıma da kolumu dayadım. Kevın a ise kısa bir tebessüm yetti.
Ders geçmek bilmedi. Özellikle de biri bizi gözetliyor evinden fırlamış gibi bir ortamda olunca daha da rahatsızdı. Zil çaldığında kuşatıldığım her üç taraftan da bir hamle bekliyordum. İlk hamle Hailey nin tayfasından geldi. Bingo. Ben de gardımı alıp onların bana yaklaşmasını bekledim.
''Seni pislik. Sen Hailey i mi sıkıştırdın? Bundan sonra ayağını denk alsan iyi edersin.'' konuşan grubun en yapılı, erkeği andıran elemanı Rachel dı.
''Senin yoğun bakımda filan olman gerekmiyor mu? Hailey takip edilirken senin kaza yaptığını gördüğünü söyledi.'' Bu kişi de çetenin en sıska ama en güzel kızıydı.
'' Şimdi değilse bile çok yakında yoğun bakıma gireceği kesin.'' Rachel bunu söylerken kazağının kollarını sıvayıp bi çeşit göz dağı vermeye çalışıyordu.
''Aslında Rachel ı sevdim.Tam benlik.'' Aphrael olanları büyük bir zevkle izleyip zihnimde de yorumlarını benden esirgemiyordu. Onun için şu an tek eksik olan patlamış mısırdı sanırım.
''Kaçık arkadaşınız size ne zırvaladı bilmem. O araba konusu hakkında en ufak bir fikrim yok. Sanırım Hailey nin gözü James in onu reddedişiyle çılgına döndü ve size şu araba olayını uydurdu. Sıkıştırma konusuna gelince sevgilimle (ex sevgilim olmasına rağmen bu detay şu anda onlar için gereksizdi) arama girerek kendi sonunu hazırladı. Şu andan itibaren ayağını denk alması gereken biri varsa o da sevgili arkadaşınız olur. ''
Araba hikayesinin yalan olduğunu söyleme fikri Aphrael a aitti. Düşününce gerçekten de mantıklı bir açıklamaydı. Yani benim kaza yapmış olmamdan daha mantıklı. Tüm kanıtlarda Aphrael dan yanaydı. Camarom ilk günkü haliyle okulun otoparkındaydı. Rachel tam bir şey söylemek için ağzını açmaya yeltendiğinde ben Kevın a seslenerek yanına yürümeye başladım. Şu anda aklıma gelen tek çıkış yolu ondan geçiyordu. Kevın daha isminin ilk harfini söylememle yanımda bitti.
'' Dee nerelerdeydin? Senin için çok endişelendim. Telefonlarımı da açmadın.''
'' Dedim ya rahatsızdım. Telefonu elime alamayacak kadar..''
''Haberim olsaydı senin için bir şeyler yapmaya çalışırdım. Neyse seni tekrar görmek güzel. Bu akşam bir planın var mı? Vizyona harika filmler geldi.'' Aklıma annemin notu geldi. Onu daha da kızdırmak cezamı uzatmaktan başka işe yaramazdı. Gerçi cezalı olmasam da ilk yapacağım iş Kevın la sinema keyfi olmazdı tabi.
''Daha tam olarak iyileştiğimi sanmıyorum. Hala biraz halsizim.''
''Pekala acelesi yok.''
Kantinin köşesindeki boş masaya kuruldum. Kevın içecek bir şeyler almak için gittiğinde bu boşluğu fırsat bilerek James i aradım ama kantinde yoktu. Bu tüm gün sürdü. Sanırım bugün okula gelmemişti. Aklımda kısa bir anlığına bir soru işareti belirdi. Cass in yenilgisi James in bedenine de zarar vermiş olabilir mi diye düşünürken
Aphrael zihnimde sorumu ''imkansız'' olarak yanıtladı. Eve geldiğimde kapıdan içeri girişimle annem karşımda belirdi. Saatine bakıyordu.
''Güzel. Böyle devam edersen cezalı gün sayın azalabilir.''
''Sana da merhaba anne.'' İmalı bir şekilde söyleyip çantamı kapının yanına atarak televizyonun başına kuruldum. Zapla zaman geçirmeye çalışırken aklıma dün geceki olayın gelmesiyle Wichita nın tek yerel kanalı olan haber kanalını açtım. Annem elinde bana hazırladığı sandviçle gelip yanıma oturdu.
'' Ne zamandan beri haber kanalı izliyorsun Dee?''
''Eve hapsolup can sıntısıyla tanıştığımdan beri..''
Kumandadan televizyonun sesini arttırarak dikkatimi ona verdim. Saçma sapan bir sürü haber insanın uykusunu getiriyordu. Şu ana kadar haber izlememekle ne kadar doğru bir şey yaptığımı bir kez daha anlamış oldum. Sandviçimden ısırık alma çabalarım Annemin cümlesiyle yarıda kesildi.
''İşte gece geç saatlere kadar dışarda olmamanı istememin sebebi bu.'' diyerek televizyonu işaret ediyordu.
Ekranda büyük harflerle '19 yaşındaki genç trafik kazasında hayatını kaybetti.' yazıyordu. Sesi daha da arttırdım ve bu ilgim annemin garibine gitti. Sanırım adımı ya da ekranda vesikalık bir fotoğrafımı görmeyi bekliyordum. Vücudum kaskatı bir hal haldı. Aphrael ın '' Sakin ol. Seni işaret eden hiçbir şey yok. '' telkini de işe
yaramamıştı. Kazanın nedeni hakkında tek bahsettikleri şey sürücünün yani Bolt un alkollü olduğuydu. Derin bir nefes alıp sandviçime geri döndüm. Annem de davranışlarıma bir anlam vermeye çalışarak mutfağa gitti.
Tüm hafta aynı rutin tempoyla geçti. Okul ev - ev okul döngüsü arasında. Ve yine tüm hafta boyunca James i okulda göremedim. Bir kaç kere arayışından anladığım kadarıyla iyiydi. Konuşmasında Cass e dair hiçbir şey yoktu. Aphrael kesin olarak galibiyetin sevincini yaşamaya başlamıştı.
Cuma günü okula gittiğimde beni karşılayan Hailey ve tayfası oldu. Hala boynunda ufak bir morluk duruyordu ve fularla kapatmaya çalışmıştı. Camaro mu garajda sapasağlam görünce hazırladığı tüm dialoğun boğazında düğümlendiğini anladım.
''Fazla gerilim filmi izliyorsun Hailey. Bundan sonra arkadaşlarınla halüsinasyonlarını paylaşmamanı öneririm.''
Yüzümde zafer ışığı ile parlayan bir gülümsemeyle Hailey nin omzuna çarparak okula doğru yürüdüm. Aynı bakışlar eşliğinde aynı olaylarla yine bir okul gününün sonuna gelmeyi başardım, aynı şekilde ev cezamında. Arabama binmek için okulun otoparkına doğru yürürken gördüğüm sahneyle olduğum yerde kalakaldım. Camaro mun arka camı tamamen tuzla buz olmuştu. Koşarak yanına gittiğimde sileceklerin arasına sıkıştırılmış bir not dikkatimi çekti.
'' o gece olmadıysa bile
artık hasarlı ''
Hailey
''İşte başladığım işi yarım bırakmayı bu yüzden sevmiyorum. Hep başına bela oluyorlar.'' Aphrael da düşüncelerimde benimle birlikte haykırdı.
''Bunu yapmamalıydı. Kızıma dokunarak kendi ölüm fermanını imzaladı.'' Sinirle arkamı döndüğümde okulun duvarına yaslanmış gülümseyerek bana el sallıyordu. Boğazımdan çıkan hırıltılarla ona doğru koşmaya başladım. Duyduğum öfke Aphrael ı bile şaşırtıp gaza getirmişti.
"Pekala bu kurban senin. Tadını çıkarmaya bak.'' deyip görevi bana devretti. Hailey yüzümdeki açıkça belli olan öfkeden biraz korksa da belli etmeyip olduğu yerde kaldı.
'' Dur bir dakika.'' Aphrael ın uyarısıyla aniden durdum ve Hailey nin yüzündeki gülümseme birden söndü.
''Arkadaşları duvarın arkasında bekliyor. Onun için kımıldamıyor. Doğru zamanı beklemelisin.''
İçimdeki öfkeyi bastırmak zor olsa da dönüp yürümeye başladım. Hailey arkamdan bağırıyordu. Hazırladığı tüm plan çökmüştü.
''Nereye gidiyorsun? Korktun mu yoksa?'' Ben geri dönüp suratının ortasına bir yumruk yapıştırma hayaliyle dolup taşarken Aphrael beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Rolleri değiştirmiştik sanırım. Onun talimatlarına uyup okulun arka duvarının arkasında beklemeye başladım. Burası hem tenha hem de Hailey nin arabasına yakındı. Belli bir süre sonra Hailey planın yatmış olmasının verdiği hayalkırıklığıyla arabasına doğru gelmeye başladı. Onun göremeyeceği bir yere geçip önüme gelmesini bekledim.Ve beklediğim an gelince boynundaki fulardan yakalayıp onu kendime çektim. Bir elimle de bağırmasını engellemek için ağzını kapıyordum. Burada kimse tarafından görülmüyorduk.
''Tam zamanı.'' diye onayladı Aphrael.
Ben arabam her gözümün önüne geldiğinde fuları daha da sıkmaya başladım. Ve Hailey de daha da kızarıyordu. Nefes alamıyordu. Debelenmeye çalıştı ama yapamadı. Tam son çırpınışlarını yaşarken arka cebimdeki telefonum çalmaya başladı. Başta açmamayı düşündüm ama telefonun sesi yerimizi belli ediyordu. Hareket etmesini
engellemek için Hailey nin tam dizine sert bir darbe indirdim. Bu darbeyle inleyerek yere çöktü. Bir yandan da tek elimle ağzını kapamaya devam ederek telefonu cevapladım. Telefondaki tanımadığım kişi Hailey i bırakmamı söylüyordu. Çevreme baktım ama kimseyi göremedim.
''İşte şimdi sıçtık. Hemen bir çözüm bul şuna.'' Aphrael dan mantıklı bir cevap bekliyordum.
''Kızı bir yere bırak ve kaybol.'' Bu muydu yani? Gerçekten harika fikirdi.
Açıkta kalan tek elimle Hailey nin saçlarını kavradım ve arabaların siper ettiği bir ağaca sürükledim. Gözyaşlarından ıpıslak olmuş fularını çıkarıp ellerini ağacın arkasında bağladım, ağzına da çantamdan çıkardığım mendili tıkarak olabildiğince hızlı bir şekilde arabama doğru koşmaya başladım.

3 yorum:
ohhaaa.abi Dee'ye ne de çok yakıştı kötülük :D kızın kanında varmış :D haileye çok üzüldüm valla yandı.genel olarak bölüm süperdi özellikle bara gelişinden sonraki kısım aktı gitti yani iki dakkada okudum,süperdi.ama tek sorun şu:jameeess nerelerdesiiin :D james arka planda mı kaldı ne sanırım diğer bölüm gelicek artık :)
tatlım james diğer bölümlerde gelir ama ztn o yan karakter sayılır yani biliosun ana karakterlerimiz cass ve dee:D onlardan sıra geldiğinde james ve diğerlerinden de bahsedicez:DD yorumlar için teşekkürler:D
maalesef biliyorum :( rica ederim ne demek :D
Yorum Gönder