SlideShow

...
2

**BÖLÜM 9**

Deandra White

''Tanrım.. Resmi olarak cinayet işlemek üzereyken yakalandım. Şimdi paçamı nasıl kurtarmayı düşünüyorsun?'' 

''Hey! Tırsmayı kesip iki dakika beynini çalıştırsan diyorum. Numaranı bildiğine göre tanıdığın biri. Sesinden kim olduğunu çıkarabildin mi?

''Tanıdık bir ses olsa çıkarırdım.''

''Ne yani telefon numaralarını sokak köşelerine mi yazmaya başladın? Arayanın mutlaka seninle bir bağı olmalı. Ayrıca normal bir insanın o sahne karşısında ortalığı birbirine katması gerekirken bu kişi seni telefonundan arıyıp uyarıyor. Yani bir bakıma olayın duyulmasını istemeyip aynı zamanda Hailey i kurtarmak istiyor. Ve ben bunu yapabilecek sadece iki kişi tanıyorum. James in sesini tanıyabileceğine göre... Tabi ya Cass.

''Ama eğer Cass se karnımda şu garip ağrıyı hissetmem gerekmez miydi?''

''Artık değil. Cass sadece bir insan. Hatta telefon kullanan aciz bir insan.'' Aphrael tüm bu stresli ortamda bile bu fikirle mutlu olmayı başarıp keyifle gülümsüyordu.

''Pekala, eğlencen bittiyse benim sorunuma geri dönebilir miyiz?''

''Telaş yapmana gerek yok. Cass, Hailey i kimseye söylememesi için ikna edecektir.''

''Neden böyle bir şey yapmak istesin ki ?''

''Çünkü onun istediği seni hapse tıkmak değil, sadece benden kurtulmak.''

''Ah bu çok rahatlatıcı ama Camaro'mun camının kırılmış olması gerçeğini değiştirmiyor.''

''Onu olmuş bil..''


Arabam okul otoparkında tek bir çiziği dahi bulunmadan duruyordu.

''Tamam hakkını yememeliyim bazen işe yarıyorsun.Çünkü annemin yeni bir cam için ekstra paraya sıcak bakacağını pek sanmıyordum.''

''Anlaşma anlaşmadır.Bunları yapmak da benim sorumluluklarım.''

''Ruhuma karşılık ,araba camı. Gerçekten çok adaletli.''


Arabama atlayıp ,beynimi kemiren tüm düşüncelerle birlikte evin yolunu tuttum.Cass hala benimle yani Aph le uğraşmaya devam ediyordu. İyi olan tarafsa artık tek kösteğim Cass ti. James bundan böyle ortadan kaldırılması gereken engel kategorisinde değildi.

 ''Bir şeyi merak ediyorum. Anlaşma yapıldı. Cass kanatlarını kaybetti.Tüm bunların son bulması gerekirken o neden hala bizle uğraşmaya devam ediyor ?''

''Benim de günlerdir cevabını merak ettiğim soru bu. Anlaşma yapıldıktan belli bir süre sonra benim senin bedenini terk edip evime kavuşmam gerekiyordu. Ama görevimi başarıyla bitirmeme rağmen yaklaşık 1 haftadır bu lanet dünyada kapana kısılmış haldeyim.

''Nasıl yani? Sen gittikten sonra ben ne olacağım peki ?.''

''Artık bana ihtiyacın yok. Bunu uzaktan kumanda gibi düşün. Ve sen o anlaşmayla kumandanı bana teslim ettin. Nerede olursam olayım beni, düşüncelerimi ve komutlarımı algılayabileceksin.''

''Peki Cass in hala uğraşmasındaki amaç ne? Sonuç olarak anlaşmanın yapıldığını biliyor.''

''Olay şu ki ,ben senin bedeninde bulunduğum sürece hala beni engelleme şansı var.Tabi 
asıl konu şu ,şansı olsa bile o yetenek Cass te yok.''

''Ne şekilde peki, beni öldürerek mi ?''

''Hayır sadece yapacaklarıma yani yapacaklarına engel olarak. Şekil A daki Hailey olayında görüldüğü gibi. Bunun için de tüm ömrünü senin gözetmenliğine adaması gerekiyor.Tabi kitaptan haberdar olmadığı sürece.''

''Kitap mı ,ne kitabı ?''

''Sadece benim gibi olan kardeşlerimin ne olduğunu görebilme şansını yakaladığı,Tanrı nın ,ebediyete kadar okunmasını yasakladığı, bu nedenle de Azazel ın cennetten kovulmasına neden olan kitap. Anlatılanlara göre tüm evren sistematik bir bilgiye göre yaratılmış ve Tanrı bu büyük yaradılış şöleniyle birlikte ,'Saklanmış' levha  adıyla bilinen kitabı hazırlamış. Geçmiş ve gelecek tüm olayların yazıldığı, bir nevi kader kitabı. Azazel ın merakına yenik düşüp kitabı okuması ,onun sonu olmuş. Kitaba göre Tanrıya ihanet edeceği en başından belliymiş. Ama O, kitabı okuyup Kaderini değiştirmek yerine, babası Lucifer ın izinden, onurlu bir şekilde inandığı şeyi yapmaya devam etmiş ve insanlara itaat etmeyi reddederek cennetten kovulmuş. Böylelikle Lucifer ve  Azazel üvey evlat muamelesi gören bizim türümüzün yaradılışına sebep olmuş. Bir nevi babam ve büyük babamla da tanışmış oluyorsun.''

''Bu kitabın Cass le alakası ne peki? Sonuçta yerini bile bilmiyor değil mi?''

''İşin aslı pek öyle değil. Kitap şu anda bir Hristiyanın elinde.''

''Normal bir insandan mı bahsediyoruz? Ama bu nasıl olur?''

''Faust efsanesini duymussundur. Çok uzun yıllar önce Faust adındaki doktor, insani zevkler uğruna ruhunu Mefisto ya satar falan filan.. Böyle şeyler tek senin başına gelmiyor anlayacağın.'

''Edebiyat dersinde duymuştum. Bunun kitapla ne ilgisi var?''

''O zaman edebiyat derslerinde öğrenemeyeceğin bir şey duymak istiyorsan iyi dinle. Anlatılana göre Mefisto bu kitabın yerini öğrenip kısa bir süreliğine ona sahip oluyor fakat dünyada kaybediyor. O günden beri kitabın yeryüzünde olduğu biliniyor fakat kimde olduğuysa tam bir muamma..'

''Ama kitap şu anda bir insan oğlundaysa ortalığın birbirine girip ,tüm dünyanın bundan haberdar olması gerekmez mi?''

''Tam olarak öyle değil. Sanırım şu anda o kitabı elinde bulunduran insanın, ne olduğu hakkında en ufak bir fikri yok. Onun için basit bir kitaptan ibaret.''

''Yani sen en başından Cass in yenileceğini, benim anlaşmayı kabul edeceğimi biliyor muydun?''

''Hayır tatlım. Dediğim gibi şu ana kadar o kitabı okuma lütfuna bir tek Azazel sahip oldu. Bizse sadece kulaktan dolma bilgilerle yetindik.'

''Peki neden Cass in kitabı bulması senin için bu kadar önemli? Sonuç olarak olan olmuş ,değiştirebileceği bir şey yok."

''Olay o kadar basit değil. Kitapta var olan tüm düzeni değiştirebilecek şeyler de bulunuyor. Ve bu kitabın 'Onlardan' birinin eline geçmesi, bizim türümüzün sonunu getirebilir.''


Kurtuluş fikri ilk defa  bu kadar yakın olmasına rağmen bende hiç bir duygu uyandırmıyordu. Hissettiğim tek şey, Aph in şu anda hissetmekte olduğu karmaşıklıktan başka bir şey değildi.

'' Bunun için yapabileceğin bir şey var mı yoksa sadece Cass in kitabı bulmamasını ümit ederek bekleyecek misin?''

''Bilmiyorum, bu iş beni biraz aşıyor. Sonuçta rütbeli biri değilim. Büyüklerime danışmam gerekiyor.''

''İhtiyacın olan telefonsa benimkini kullanabilirsin.'' Bu durumda bile moralimin espiri yapabilecek kadar iyi olmasana şaşırıyordum. Eski Dee böyle bir durumda muhtemelen kafayı yiyor olurdu.

''Komik şey. Bakalım işin aslını görünce de bu kadar eğlenebilecek misin?''

''Ne demek bu şimdi?''

''Bu iş sandığından çok daha kanlı bir iş demek çocuk.''

''Yeni bir cinayet mi? Sorun değil. Artık benim için sıradan bir olay olmaya başladı.''

''Biliyor musun sendeki bu değişikliği ben bile beklemiyordum. Meğerse küçük şeytanımız derinlerde bir yerde benim gelmemi bekliyormuş.''


Evi geçmek üzere olduğumun son anda farkına varıp, ani bir frenle arabayı durdurdum. Garaj boştu ki bu annemin evde olmadığına dair iyi bir işaretti. Fakat kısa süreliğine sahip olduğum bu özgürlük, çalışma masamın üstünde yığınla beni bekleyen kitapları görünce son buldu. Annem tüm defter ve kitaplarımı karıştırmış, şu ana kadar yapılmamış ve öteki hafta teslim edilmesi gereken ne ödev varsa, bir cellat acımasızlığıyla benim için masamın üstüne sıralamıştı. Bu da bana bir şeytan çırağı olmamın yanı sıra , öğrenci olduğumu da hatırlatmaya yetti.


''Pekala, araba tamirciliğini iyi beceriyorsun bakalım bu konuda nasılsın?'' diyerek Aph e kitapları işaret ettim.

''Kusura bakma tatlım, cehennemde bize fizik ya da matematik göstermiyorlar.''

''Tüm eğlenceyi kaçırıyorsunuz desene.'' 


Uzun, sıkıcı bir haftasonu ardından bitirdiğim tüm ödevler annemin tekrar güvenini kazanmamı ve aramızı tam anlamıyla düzeltmemi sağladı.Tabi bu durumun Aphrael ın pek hoşuna gittiğini de söyleyemem. İki gün boyunca lunapark özlemi çeken mızmız çocuklar gibi beynimin içinde sıkıntıdan çıldırmak üzereydi. Haksız da sayılmazdı. Bütün bunlar bir yana neden hala dünyada olduğunu ve görevinin sona ermediğini anlamaya çalışıyordu. Duyduğu korkuyla karışık tereddüt beynimden eksilmiyordu.


Yeni bir okul haftasına, annemin bu sefer daha ılımlı kapı çalışlarıyla uyandırıldım. Herzamanki rutin tempomla hazırlanıp okul yolunu tuttum. Yol boyunca Aph'den ses yoktu.

''Hala şu geciken emekliliğini mi düşünüyorsun? Peki, madem benden bu kadar sıkıldın , söyle bakalım, ne yapmamız gerekiyor? Ritüel gibi bir şey mi?''

''Sayılır..''

''Ne gerekli bunun için, mum, tütsü ,kurbağa bacağı....?'' Tamam, belki biraz cesaret gerektirse de Aphrael la uğraşmak hoşuma gidiyordu.

''Eğlenmene sevindim küçük şeytan, ama bana lazım olan sunağı dolduracak bi kurban.''

''Anlaşılan her işinizi kanla halletmeye bayılıyorsunuz, pekala ,o iş kolay...''

''Tanıdığın bir bakire varsa sorun yok demektir, tabi kendin dışında. '' Dalga geçme sırası Aphrael daydı ve onun bel altı şakaları daha aşağılayıcı olabiliyordu.

''Bakire kanımı gerekli, ah , bu seferki masraflıymış, millete teker teker bakire olup olmadığını soramayacağıma göre?''

''Ozaman tanıdığın bakireleri göz önünden geçir.''
Aph in bu cümlesi aklımda sadece bir ismin uyanmasına neden oluyordu. 

''Becca..''   

''Haha neden yakın arkadaş olduğunuza şaşmamak gerek, ikinizde rahibelik okulundan fırlamış gibisiniz.''

''Tamam, bu kadar eğlence yeter. Becca olmaz ,başka birini bulmaya çalışırım.''

''Hiç sanmıyorum. Benim vaktim, senin arkadaş zırvalıklarından daha değerli ve bu lanet olası yere bir dakika daha katlanabileceğimi zannetmiyorum.''


 Belki içimde, eski Dee ye ait ufak bir insanlık kıvılcımı bulsaydım, Aphrael a karşı çıkmam daha kolay olabilirdi. Ama konu sorumluluk olunca beynim tek bir şeye odaklanıyor ve onu almadan huzura kavuşmuyordu. Becca yla yaşadıklarımız aklımdan bir bir geçerken beklediğim , özlem duyduğum tek duygu merhamet oluyordu. Artık bomboştu içim. İnsan mıyım onu da bilmiyordum. Çünkü beni insan yapan tüm kavramlardan çok uzaktaydım.

''Pekala, zamanı söyle.''

''Geceyi beklememiz gerekiyor.''

Tüm gün sadece çevreyi izlemekle yetindim. Kevin ın yanımda beni güldürmek için çırpınışlarını, Hailey nin korku dolu gözlerle beni süzüşünü... Anlaşılan hala olayın etkisi altındaydı ve kendisini kurtaran kahramanına yani Cass e minnet borçluydu. Öyle de olmalıydı, Cass olmasaydı büyük ihtimalle şu an  arkadaşları Hailey nin boş sırasının yanında ağıt yakıyor olurlardı.

Gözüm kantinin köşesinde bir kaç kişiyle oturan Becca ya kaydı. Artık eskisi gibi, sürekli beni süzmekten vazgeçmişti anlaşılan. Aklıma gelen ilk fikirle daha doğrusu artık benim bir fikrim olamayacağına göre Aph in düşüncelerine uyarak ayaklanıp Becca ya doğru yürümeye başladım. Yüzüme en üzgün ifadeyi takınmaya çalıştım. Becca da ona doğru gelişimi görünce , o delip geçen aşağılayıcı bakışlarını suratına yerleştirdi. Aradaki mesafenin azalışıyla da daha şaşkın ve öfkeli bir hal alıyordu. Yanındakilerin de pek farklı olduğu söylenemezdi.


''Iı,, merhaba, Becca seninle bir şey konuşmak istiyorum. Bir dakikanı ayırabilir misin?''

''Dee, sana ayıracak vaktim olduğunu sanmıyorum.'' Becca nın bu cevabıyla yandaki kızlar kıkırdamaya başladı. Çok hoş , düne kadar arkadaşlığımıza gıpta eden kızların maskarası olmuştum.

''Lütfen , bu çok önemli.'' diyerek en titrek ses tonumla ısrar etmeye devam ettim. 

''Peki, ne söyleyeceksen burada söyle. ''   Onu bekleyen şeyin ulu orta söylenebilecek bir şey olmadığını bilmiyordu tabi.

''Özel bir konu Becca , lütfen, seni okulun arka bahçesinde bekliyorum..'


Aphrael gelmesini , ben ise derinlerde bir yerde gelmemesini umut ederek arka bahçeye doğru yürümeye koyuldum. 2-3 dakikalık kısa bir bekleyişten sonra Becca nın gelişiyle ayaklandım.Yüzünde kantindeki ifadesinden eser yoktu, daha çok tepkisiz ve ne söyleyeceğimi merak eder haldeydi.

''Becca gelmene sevindim.''

''Evet, Dee seni dinliyorum.''

''Biliyorum, tam bir kaltak gibi davrandım. Ama o olaydan sonra geçen 2 haftayı ne kadar zor geçirdiğimi anlatamam. Yaptığım şey ,her aklıma geldiğinde
kendimden tiksiniyorum Becca , ama sonuçlarını çok ağır ödedim, James i, her şeyden önemlisi seni kaybettim. Senin gözlerinin içine baktıkça daha fazla acı çektim.''

''Peki hala Kevın la takılmanın bir açıklaması var mı?''

''Ona yüzlerce kez aramızda bir şey olamayacağını anlatmaya çalıştım ama o gece olanlardan sonra kuyruk gibi, peşimi bırakmamaya başladı. Benim için kimse önemli değil Becca, sadece tek canımı yakan senin yokluğun, 5 senelik arkadaşlığımızın eksikliği...''

''Kapıma gelip saçmaladıkların neydi peki Dee? Kendi isteğinle yapmadığını , etki altında olduğunu söylemen. Tüm o şeytan zırvalıkları..'' 
O gün ilk ve son kez ,gerçeği Becca ya anlatmaya çalışmıştım. Fakat bu, deli damgası yemem dışında başka bir işe yaramamıştı.

''Tamamen saçmaladım biliyorum. Sana gelmeden önce ne kadar içtiğimi de hatırlamıyorum Becca. Bak olanlar için çok ama çok özür dilerim. Herkes ikinci bir şansı hak eder, öyle değil mi?''

Becca bir kaç saniye yeri süzdükten sonra, bakışlarını yüzüme odakladı. Dudağının kenarının büzülmesiyle, hafifçe gülümsemesini görünce yanına yaklaşıp sıkıca sarıldım.

''Seni çok özledim Becca. Ne olur beni affet.'' bunları yaparken içten miydim yoksa hepsi Aph in oyunu muydu anlayamıyordum. Ama Becca ya sarılmak ruhumda kabuk tutmuş yaramı, insanlığımı açığa çıkarır gibiydi.Tedirgin bir şekilde yavaşca kollarını belime doladı.

''Ben de seni özledim Dee. Hem de çok.''
 Bir kaç gözyaşı ortamı daha dramatik hale getirebilirdi belki. Ama artık onlardan yoktu bende. Aph e göre gözyaşı, acizliğin simgesiydi.

''Sıkı dostlar geri döndü. Okuldan sonra bunu kutlamalıyız.''

''Tamam, bana uyar.''  

''O zaman şimdi gidip, meraklıları sevindirelim.''  dedim heyecanlı görünmeye çalışarak. 

Becca yla  samimi bir şekilde kantinden içeri girdiğimiz anda tüm gözler üstümüzdeydi. Kantini saran fısıltılar da cabası.

Son dersten çıkarak, Becca yla arabama doğru yürümeye başladık. Onunla araba yolculukları da özlediğim daha doğrusu özleyeceğim şeyler arasında olabilirdi. Tabi bir şeyleri özleyebilseydim. Arabanın içi tedirgin edecek kadar sessizdi. Anılarımız, birer birer gözümün önünden geçiyor ama gerisinde hiç bir duygu bırakmıyordu. Nedensiz kahkahalarımız, çalan şarkılara, sözlerin doğruluğunu umursamadan yüksek sesle eşlik edişimiz ve bir zamanlar, ben hala insan sayılırken yaptığımız tüm o güzel şeyler... Bütün bunlara bugün kendi ellerimle son veriyordum. 

''Ee nereye gidiyoruz?'' Becca nın sorusuyla düşüncelerimden sıyrıldım.

''Bilmiyorum.'' Aph ten emir gelene kadar ,gerçekten nereye gittiğimizi ben de bilmiyordum. 

Bir kaç dakika sonra , arabayı ıssız sayılabilecek bir patikada durdurdum. Hava iyice kararmaya başlamıştı. Derin bir nefes alıp arabadan çıktım. Becca da şaşkın bir halde beni takip etti.

''Neden durduk?''

Şu anda içimde kendimle verdiğim savaşa Becca nın bitmek bilmeyen soruları hiç de yardımcı olmuyordu. Bu ana tanık olmamayı, sadece beynimin kuytu köşesinde Aprahel ın işini bir an önce bitirmesini istiyordum. Ama olayın ortağı olma fikri daha ağır basıyordu. Becca gittikçe tedirginleşmeye, her hareketime anlam kazandırmaya çalışıyordu. Bense sadece gözlerimi sabitlemiş, Aph ten komut beklemekten başka bir şey yapmıyordum. Ve beklediğim an geldiğinde gittikçe alevlenen ,tanımlayamadığım o his tüm vücudumu sardı. Her kalp atışıyla, daha da karşı konulmaz hale geliyor, benliğimi ele geçiriyordu. Yavaşca Becca ya yaklaştım. Korkudan titreyen bacaklarıyla olduğu yere sabitlenmiş, meraklı gözlerle bana bakıyordu.

''Dee neler oluyor? Bir şey söylesene!''  Bundan sonra edilecek tüm kelimeler gereksizdi Aphrael için, olayla ilgilenmiyordu. Aklında tek bir şey vardı, heyecanlıydı, yuvasına kavuşma özlemiyle yanıp tutuşuyordu.

Becca nın bakışları eşliğinde elimi arka cebime götürdüm. Çıkardığım bıçak, nefesinin kesilmesine yetti. Beyninde tüm parçaları bir araya getirmesi bir kaç saniyesini aldı. Gözyaşları , kızarmış gözlerine hücum etmiş, akmaya hazır şekilde bekliyordu.

''Dee..neden..?'' titreyen sesiyle konuşmaya çalıştı.

''Sana nedenini söyledim Becca. Ama sen bana inanmadın.''

''Ciddi değilsin değil mi? Şu şeytan olayı mı?.. bak Dee bunu halledebiliriz.'' Bir yandan beni yumutşatmaya çalışırken, diğer yandan yavaşça geriye gidiyordu.

''Yap şunu artık!'' Aph ın ikazıyla birlikte tüm olay bir kaç saniye içerisinde son buldu. Bıçak Becca nın boynuna yerleşmiş, her ilerleyişte yerini kana bırakmıştı. Kendimden geçmeden önce hatırladığım şeyse, beynimde ne anlama geldiğini bilmediğim sözcüklerin yankılanışıydı...
2

DUYURU

Yeni bölüm yarın(18.07.2011) akşam eklenecektir.
8

**BÖLÜM 8**

Cassiel Adams

    Hailey i bırakıp James le buluşmaya çardağa geri döndüğümde yine yalnızdım. Çünkü zilin çalmasına daha 10 dakika vardı ve oturup beklemekten başka yapacak bir işim de yoktu. Neyse ki beklemeyi seviyordum. Onca zaman aksiyon üzerine aksiyon yaşayınca arada bir durup nefes almak tarif edilemezdi. Ama sadece nefes almaya vakit vardı. Daha çözülemeyen büyük bir sorunumuzun – Dee nin ruhunu satması -  yanına şu kitap olayı da eklenmişti. Biraz önce yaşanan Dee-Hailey kapışmasını ve Hailey nin çenesinin kapalı kalmak zorunda oluşunu da sayarsak eder size 3. E sonra iş bulmam gerektiği ve diğer küçük sorunlar derken 5 i geçiyorduk sanırım. Yapmam gereken ilk şeyin öncelik sıralaması hazırlamak olduğuna karar verdim. Dee Aphrael la bir süre daha takılabilirdi. Çünkü şu an araştırmak dışında çözüm olarak sunabileceğim tek bir şey bile yoktu. Sadece onu gözümün önünden ayırmamalıydım hepsi bu. Hailey e gelince; onunla işleri biraz daha ilerletip sorunun hem kitap kısmını hem de çeneler kapalı kısmını halledebilirdim. Yani öyle umuyordum. İş aramaya da bugün okuldan sonra James le başlayabilirdik. Ve geriye sorundan saymadığım tek bir şey kalıyordu. O da James e ne diyeceğimdi. En iyisi ona söylemekti. Ama her şeyi değil tabi. Şimdilik sadece Hailey-Dee kısmını bilse yeterdi. Geri kalanı da yardıma ihtiyacım olduğu zaman anlatabilirdim. Zilin sesiyle Sorunlar 5 - çözümler 0 maçından kafamı kaldırıp dünyaya döndüm. James “fuck the system” bakışıyla bana doğru geliyordu. Çantasını ve kitaplarını yere bırakıp çardağa kuruldu.
“ Günün çok iyi geçti galiba?” diye sordum gülerek.
“ Hı sorma. Yarın matematik sınavı varmış ve ben tek kelime bilmiyorum. Sonra sevgili tarihçimiz 2 gün sonra teslim etmem gereken 15 sayfalık bir ödev vermiş. İngilizce ödevleri desen beni bir yakalasa ne zaman bırakır bilmiyorum. Ha bir de unutmadan, antrenörüm Bill elinde bir pompalıyla ‘James i gören var mı?’ diye ortalıkta dolanıyormuş. Yani bunları saymazsak evet, günüm kesinlikle mükemmeldi.”
“ Oww, sana yardım teklif edeceğim ama bir bok bilmediğimi düşünürsek sanırım bensiz daha iyi olur.”
“ Aynen. E sen ne yaptın? İlk günün nasıl gidiyor?”
“ Herkese ve her şeye mal mal bakmam dışında iyi sayılır. Son sınıfmışız diye öğretmenler pek aldırış etmiyor. Zaten okula gelen sayısı da baya az. İşte ‘Nereden geldin? , Neden geldin? Adın ne?’ falan diye sorup durdular. Senin kuzenin olduğumu ve ailemin öldüğünü söyledim haberin olsun.”
“ Tamam, peki nereden kuzen oluyoruz?”
“ Teyze – dayı çocuklarıyız.”
“ Senin baban mı benim dayım yoksa benim babam mı senin dayın?”
“ Ne önemi var James! Kuzeniz de geç işte.”
“ Uf, tamam. E başka ne yaptın? Bütün ders burada mı bekledin?”
“ Beklemeyi düşündüm aslında ama olmadı.”
“ Neden? Ne oldu ki?”
“ Aphrael… Yine karıştırdı ortalığı.” Der demez James in yüzü bembeyaz oldu.
“ Nasıl yani Dee burada mıydı?”
“ Evet ve bu sefer yetişmeseydim Hailey resmen ölüyordu.”
“ Dee seni gördü mü? Nasıl? Bir dakika neden? Of anlatsana.”
“ Ben burada otururken çığlık duydum sonra hemen koşup baktım. Dee yine Hailey i boğuyordu. Sonra telefonla Dee yi arayıp kızı bırakmasını söyledim. O da korkup bıraktı, kızı sürükleyip bir ağaca bağladı ve gitti. Tabi beni görmedi, sesimi de bilmediğinden bir sorun çıkmadı. Ben de gidip Hailey nin iplerini falan çözdüm. Kız bayıldı. Sonra uyandığında teşekkür etti ve gitti.”
“ Lanet olsun. Hailey kesin herkese anlatmıştır şimdi. Dee nin başı derde girecek. Hailey le ne sorunu var anlamıyorum ki.”
“ Hailey le sorunu olması Hailey nin kışkırtma potansiyelini düşününce çok şaşırtıcı değil aslında. Ama güzel haber şu ki Hailey kimseye bir şey anlatmayacak.”
“ Hı sen öyle san. Çoktan okulun yarısına söylemiştir bile.”
“ Anlatmayacak dedim işte. Rahatlayabilirsin.”
“ Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Hailey i tanımasam tamam diyeceğim de …”
“ Çünkü benim onu kurtarmam karşılığında o da bana bu sözü verdi.”
“ Ve sen de onun sözlerini tuttuğuna inandın? Ayrıca bir ip çözdün diye bu sözü ben bile vermem.”
“ Bak, Hailey nin kıl olduğunu ben de biliyorum. Ama o kadar da değil. Arayanın ben olduğumu görmüş yani sonuçta onu ben kurtardım. Ayrıca biraz olayı abartıp gözünü korkuttum biraz da kur yapınca kimseye söylemeyeceğine dair söz verdi.” Güya bu konuyu James e anlatmayacaktım. Gerçekten çok başarılıydım, özellikle çenemi kapalı tutma konusunda üstüme yoktu. 
“ Tamam, şimdilik sana güveniyorum ama o kadar da emin olma derim. Hailey bu sonuçta.”
“ Şu Hailey nin bu kadar büyütülecek nesi var çok merak ediyorum.”
“ Sen meleksin diye herkese Pollyanna gözüyle bakmanı anlıyorum ama Hailey cadının tekidir dostum. O yüzden dikkat edelim ve gözümüzü ondan ayırmayalım derim.”
“ Artık melek değilim farkındaysan da neyse dediğin gibi olsun.”
“ Her neyse işte. Hadi kalk bir şeyler yiyelim.”
“ Bence de. Açlıktan nefret ediyorum.”
“ Hah aha. Bazen sana gerçekten üzülüyorum. Şu haline bak, yazık ya...”
“ Kes sesini.” Elimi yumruk yapıp ona gösterdim. O da karşılık olarak ellerini havaya kaldırıp suçunu kabul eder gibi bana baktı. Birlikte kantine gidip yemek yedik. Sonra kalan 2 derse de girip eve gitmek üzere arabanın orada buluşmak için otoparka doğru yürümeye başladım. O zamana kadar ne Dee yi ne de Hailey i görmemiştim. Bu iyi mi kötü mü karar veremezken James de yanıma gelip arabanın kapısını açtı. Binerken de:
“ Bana mı sana mı?” diye sordu.
“ Sen sana ben de üniversiteye.”
“ Üniversiteye mi?”
“ Evet, iş bulmam gerekiyor.”
“ Tek başına mı? Hem de üniversitede?”
“ Evet, sen eve git okul işlerini hallet. Bu gün çocuğun biriyle tanıştım. Abisi Wichita State te okuyormuş. Arkadaşının da barı varmış. Onunla görüşeceğim.”
“ Barda mı çalışacaksın?”
“ Daha belli değil, niye sordun?”
“ Yanlış duymuyorum değil mi? Bizim bildiğimiz, şu önceden melek olan Cass ten bahsediyoruz.”
“ Evet, ta kendisinden. Hem ne olmuş?”
“ Oğlum, o dinine, kurallarına çok bağlı olan sen bile bu işlere giriyorsan, tanrı bize acısın bence.”
“ Onlara hala bağlıyım, ama farkındaysan şu an iş seçme lüksüne sahip değilim. Hem geceleri çalışmam okul açısından daha iyi olur.”
“ Ha baya baya öğrenci moduna bağladık yani.”
“ E artık gidecek alternatif bir dünyam olmadığına göre buraya ayak uydurmam şart.”
“ Anladım da sen üniversiteye nasıl gideceksin?”
“ Otobüs falan yok mu?”
“ Ya bırak otobüsü falan ben götüreyim işte. Şimdi bir de kaybolursun başımıza yok yere dert açılmasın.”
“ Tamam, ama sadece bu günlük.”

 Üniversitenin önüne geldiğimizde ben arabadan indim. James te arabayı park etmeye gitti.
Sonra birlikte danışman bayanla görüştük. İletişim bölümü 2.A sınıfının dersini öğrenip beklemeye başladık. Ders saati bittiğinde biz dersliğin önündeydik. Biraz yüksek sesle önümden geçen ilk çocuğa Chad Baldwin i tanıyıp tanımadığını sordum. O da bana uzun boylu, zayıf, sevimli bir çocuğu gösterdi. Çocuk eşyalarını toplayıp ayaklanırken:
“ Şey, merhaba ben Cassiel. Sanırım sen de Chad sin. Beni kardeşin gönderdi. Şey, biraz konuşabilir miyiz?” dedim.
“ Tabi. Önce oturacak bir yer bulalım. Gelin benimle.”
Çocukla birlikte kampüsün kantinine doğru yürüdük. Boş olan 2 masadan küçük ve mavi olanına oturduk. Chad 3 tane kahve ısmarlayıp bize döndü.
“ E sizi dinliyorum. Ne hakkında konuşacağız?”
“ Şey, ben buraya yeni taşındım. Annemle babamı kaybettikten sonra. Bir işe ihtiyacım var. Kardeşin de bana senin yardım edebileceğini söyledi. Sanırım bir arkadaşının barında elemana ihtiyacı varmış. Eğer sizin için de uygunsa ben çalışmak istiyorum.”
“ Bir dakika, kardeşimi okuldan mı tanıyorsun? Kaç yaşındasın ki?”
“ Evet, aynı sınıftayız ve 19 yaşındayım.”
“ Yardım etmek isterdim ama maalesef 19 san elimden bir şey gelmez.”
“ Biliyorum ama gerçekten zor durumdayım. En azından başka bir iş bulana kadar çalışsam?”
“ Bak ben tamam desem bile arkadaşım kabul etmez ki.”
“ Tamam, onunla konuşabilir miyim?”
“ Yarım saat sonra beni almaya gelecek, eğer çok istiyorsan konuş ama pek umutlanma derim.”
“ Peki.”
Chad in arkadaşı yarım saatten daha kısa sürede gelmişti. Chad onu bizimle tanıştırdıktan sonra çocuk da masadaki yerini aldı. Ben hemen söze girdim.
“ Ben senin barında çalışmak istiyorum. Bu işe gerçekten ihtiyacım var.”
“ Ama 19 yaşında.” Diye atıldı Chad. Tanrım, ona neyse artık…
“ Bakın ailemi yeni kaybettim ve 5 kuruşum yok. Bu işe çok ihtiyacım var. En azından bir süre izin verin. Yemin ederim sorun çıkarmam. Polislerle alakalı bir şey olduğunda da hemen tüyerim.”
“ Ben..Bilmiyorum. Sonuçta bu işte yeniyim ve böyle riskleri alacak kadar cesur değilim.”
“ Söz veriyorum, eğer yakalanırsam cezayı da ben ödeyeceğim. Lütfen, sadece birkaç ay mühlet verin.” Chad le adı Tony olan çocuk birkaç saniye birbirine baktı. Sonunda Tony:
“ Pekâlâ, işe alındın. Ama dediğin gibi yakalanırsan cezayı ödersin.”
“ Çok teşekkür ederim. Ne zaman başlayayım?”
“ Yarın akşam saat 7 de, gece 12 gibi de çıkarsın. Haftanın 4 günü çalışacaksın. Fiyat konusunu da yarın konuşuruz.” Bana bir kart uzattı ve “ Burada da adres ve telefon var. Yarın daha detaylı konuşuruz zaten. Şimdilik hayırlı olsun.” Deyip elini uzattı. Ben de gülümseyerek karşılık verdim. Artık resmen bir işim vardı.

     Ertesi gün kapının sesiyle uyandım. Üzerimde ne olduğuna dikkat bile edemeden kapıya koştum. Lanet olsun, geç kalmıştım. James kapının önünde sinirli sinirli dikiliyordu. Beni siyah boxer ve yıpranmış, eski bir tişörtle de görünce siniri ikiye katlandı.
“ İki dakika da giyindin giyindin yoksa yürümek zorunda kalırsın haberin olsun.”
“ Biraz anlayışlı olmalısın, alarm kurma işine henüz alışamadım.”
“ Ben de sana alışamadım. Ama bak çabalıyorum.”
“ Ha-ha. Çok komik.”
“ 1 dakikan doldu bile!”
Koşarak odaya gittim ve nasıl olduğunu benim de anlamadığım bir hızda giyinip dışarıya çıktım. James beni arabada bekliyordu. Arabaya atladığım gibi gaza yüklendi.
“ Yavaş!”
“ Kusura bakma tatlım, yavaşlık konusunda senin kadar usta değilim.” Cevap vermedim. Çünkü şu zamana kadar öğrendiğim ve emin olduğum nadir şeylerden biri de James in alttan almanın ne demek olduğunu bilmediğiydi. Ve bunu o yapmıyorsa yapması gereken kişi siz oluyordunuz.

Okula geldiğimizde öğrenciler çoktan derse girmişti. Buna sevindim. Çünkü Dee yle karşılaşmak zorunda kalmamıştık. James le öğle arasında buluşmak şartıyla ayrılıp sınıflarımıza gittik. Bu gün dün yanına oturduğum çocuğun sırası doluydu. Ben de adı Jade olan kızın yanına oturdum. Tatlı bir kızdı. Bana ilk günümde gerçekten çok yardımcı olmuştu. O yüzden onun yanına oturmakta bir problem yoktu. Problem, sırasının öğretmenin kürsüsünün hemen önünde olmasıydı. Ve bu derslerden bir bok anlamadığımı hesaba katarsak ciddi bir problemdi. Aslında dersleri dinlemeyi ve yeni şeyler öğrenmeyi seviyordum. Ama sınav ya da sürpriz sözlülere henüz hazır değildim. Bu yüzden öğleye kadar bütün zamanım hocanın bana soru sormaması için dua etmekle geçti. Öğle arasında kantinde James le buluşup yemek yiyorduk. Hailey benden birkaç masa önde oturuyordu. Arkası bize dönük olduğundan bizi görmemişti. Ve tabiî ki bu iyi bir şeydi. Derken, bizim arkamızdaki masadan bir kız Hailey e seslendi. James, ben ve kantinde bunu duyan diğer öğrenciler Hailey e, Hailey de ilk önce kıza sonra da dönüp bana baktı. Sonra tekrar kıza dönüp:
“ Ne var Chris?”
“ Seninki diyorum, seni terk etmiş. Ah tatlım inan çok üzüldüm.” Kızın dalga geçtiği her halinden belliydi.
“ Benimki derken?”
“ Ethan ı diyorum, seni terk etmiş. Senin de bu konuda baya desteğe ihtiyacın varmış.”
“ Bunu o piç mi söyledi?”
“ Evet, senin nasıl yalvardığını da anlattı. Gerçekten çok yazık.”
“ Hah aha! O zaman ona söyle; eğer bir kere daha adımı o pis ağzına alırsa birilerine yalvarması gereken kişi o olacak. Yemin ederim, onun nasıl bir şerefsiz olduğunu herkese gösteririm.”
“ Niye? Nasıl bir şerefsizmiş ki?”
“ Orasını böyle devam ederse yakında görürsünüz zaten. Ama dediğim gibi beni denemeye kalkmasın.” Kız bundan sonra hiçbir şey söylemedi. Bense ağzım bir karış açık Hailey e bakıyordum. Ne yani dün benimle flört ederken aslında sevgilisi mi vardı? James de hiç şaşırmayan bir ifadeyle Hailey e bakarken Hailey yapmasından korktuğum şeyi yaptı. Bana hafif bir el sallayıp gülümsedi. Ben de karşılık verecektim ki James anında bana döndü. Ve yüzüme aptal aptal bakmaya başladı.
“ Ne var?” dedim normal görünmeye çalışarak.
“ Hailey biraz önce sana el mi salladı yoksa benim ciddi bir göz problemim mi var?”
“ Hayır, canım ne alakası var.”
“ Emin misin?”
“ Evet, hayır. Yani Hailey nin benimle ne işi olabilir ki? Yanlış görmüşsündür.”
“ Bilmiyorum ama eğer sana yaklaşmaya falan kalkarsa hiç düşünmeden hemen kaç derim.”
“ Buna gerek kalmaz ama merak etme öyle yaparım.” Ahh, tanrım. Söz veriyorum bir gün bu yalanların hepsi için bir şeyler yapacağım ama maalesef bu gün değil. Lütfen bana yardım et, lütfen. James bizi görmeden şu işi halledelim.

Okul çıkışı James otoparkta, Hailey de iki sokak arkadaki Starbucks ta beni bekliyordu. İlk önce otoparka gidip, James in arabasını buldum. James içindeydi. Kapıyı açıp başımı eğerek:
“ Sen eve git benim birkaç yere uğramam gerekiyor.”
“ Birkaç yer?”
“ Evet, hazırlamam gereken bir ödev var da.. Onun için kütüphaneye uğramam lazım.”
“ E, tamam seni bırakırım.”
“ Yok, gerek yok. Zaten artık kendi başıma bir yere gitmeyi öğrenmem lazım.”
“ Tamam, sen bilirsin o zaman. Akşam için iyi şanslar. Yarın görüşürüz.”
“ Teşekkürler, görüşürüz.” Oh. Çok mu kolay olmuştu? Neyse canım zaten artık işe yaramasını ummaktan başka yapacak bir şey yoktu. James gider gitmez Starbucks a doğru yürümeye başladım. İçeri girdiğimde Hailey beni arkalarda bir masada bekliyordu. Bir şey okuduğu için beni görmemişti. Sessizce yanına gittim. Hailey ders çalışıyordu. İçimden koca bir Waow geçti. Çünkü Hailey de hiç ders çalışacak bir tip yoktu.
“ Ethan dan ayrılman seni baya sarsmış anlaşılan, baksana ders çalıyorsun.” Oops! Hailey direkt başını kaldırıp sinir olmuş gözlerle bana baktı.
“ Sarstı veya sarsmadı. Bundan sana ne?”
“ İlgilendiğimden değil sadece ders çalışmana şaşırdım.”
“ Neden? Okula, ne kadar öyle görünse de süs için gitmiyorum sonuçta. Ayrıca kimse babamın parasına not vermiyor.” Sesi giderek yükseliyordu. Tanrım, berbat bir başlangıçla nereye varırdık bilmiyordum.
“ Tamam, özür dilerim. Sakin ol.”
“ Sakin falan olamam. Çünkü dünden beri o adi tecavüzcünün arkamdan ettiği sözlerden dolayı uğraşmadığım insan kalmadı. Şimdi gelmiş bir de sana dert anlatıyorum!”
“ Tecavüzcü mü? Hailey yoksa sana bir şey mi yaptı?” Nedenini anlamadan bir anda onun için çok endişelenmiştim.
“ Tabiî ki de hayır. Bana böyle bir şey yapması sıkar biraz. Bizim okuldan bir kıza tecavüz etmiş. Bir de kameraya çekmiş şerefsiz. 2 gün önce odasında onları buldum. Hemen kıçına tekmeyi bastım tabi. Bu da yediremedi, orda burada beni nasıl terk ettiğini anlatıp duruyor.”
“ Adi herif. Ama bence ne yaparsa yapsın o videoyu kimseye gösterme yani kız yeterince üzülmüştür zaten.”
“ Evet, ben de öyle düşünüyorum. Ama sabrımı zorluyor manyak. Elimde kalacak haberi yok.”
“ Hah aha!”
“ Ne var?”
“ Ne bileyim… Sen gerçekten çok ilginç birisin. Yani olumlu anlamda. Hem madem bu kadar sevmiyordun neden onunla çıktın ki?”
“ Sakın bana gerçek aşka inananlardanım deme?”
“ Açıkçası, hiç âşık olmadım. Ama evet, aşka inanıyorum.”
“ O zaman sana kolay gelsin çünkü öyle bir şey yok. Yani söyler misin hangi erkek bir kadını bir taraflarından daha çok sevebilir?” Bunları söylediği anda Hailey nin neden böyle düşündüğünü anlamıştım. O erkeklerin onunla hep güzel ve seksi olduğu için birlikte olduğunu düşünüyordu, onu hiç sevmediklerini düşündüğü için o da onları sevmiyordu.
“ Bunu yapabilecek yeterince erkek tanıyorum.” Diye yalan söyledim. Sadece iki tane erkek tanıyordum. Biri James diğeri de babasıydı. Kendimi de üçüncü olarak saymak isterdim. Ama ne âşık olmuştum ne de seks yapmıştım. Bu durumda hangisinin daha iyi olduğuna nasıl karar verebilirdim?
“ Hah aha. Kimmiş onlar?”
“ Mesela James.”
“ James mi? Haberin yok galiba ama onun günah listesi baya kabarıktır.”
“ Evet, ama Dee yle tanıştığından beri farklı. Birbirlerini gerçekten seviyorlar. Onlar için her şey seks değil.”
“ Ne yani hiç yapmadılar mı?”
“ Orasını bilmiyorum ama ortada büyük bir aşk olduğuna eminim.”
“ Ay, yesinler. Valla James i çok iyi tanıyorum. Tamam, Dee den sonra biraz değişmiş olabilir ama kişisel zevklerinden kolay kolay vazgeçtiğine inanamam.” Bir dakika. Yok artık. Hailey ve James… Hayır, hayır…
“ Şey, James le sen hiç yat-? Derken sözümü kesti.
“ Asla. Evet, Dee yi sevmediğim için James le biraz uğraşıyorum. Ama böyle bir şeyi asla yapmam.”
“ Neden?”
“ Tipim değil.”
“ Tipin ne peki?”
“ Ben daha erkeksi tipleri seviyorum da neyse kahve içmeyecek miyiz?” Diye geçiştirdi.
“ Ne zaman soracaksın diye bekliyordum.” Hailey elini kaldırıp garsona işaret etti. Bir tane beyaz çikolatalı mocha söyleyip, bana döndü. Ben öyle kalakaldım.
“ Kahve konusunda fikrini mi değiştirdin Cassiel?”
“ Yo yo, ben de aynısından alayım. Beyaz çikolatalı..ıı..mocha.” garson gittikten sonra Hailey:
“ İyi misin?” diye sordu.
“ Harikayım.”
“ Süper, o zaman anlatmaya başla bakalım.”
“ Neyi?”
“ Bilmem, ne istersen.”
“ Iıı...”
“ Tamam, şöyle yapalım. Ben sorayım sen söyle. Mesela burcun ne?” Evet, Cass hadi cevapla bakalım burcun ne? Aklıma gelen ilk ve tek şey James in kiydi. 
“ Balık. Seninki?”
“ İkizler ve maalesef ikisi hiç anlaşamazlar.” Sanırım bazı konularda James haklıydı. Bu duruma ‘Siktir’ denmez de ne nedir hiç bilmiyordum.
“ Bence burçların pek önemi yok yani herkes burcuna sadık olacak diye bir kaide yok sonuçta değil mi?”
“ Orası öyle tabi.” Birkaç saniye susup bekledi. Sonra da gülümseyerek yüzüme baktı ve:
“E, söyle bakalım aşk çocuğu senin kalbini kazanan o şanslı kızlar kim?” diye sordu.
“ Açıkçası kızlarla aram iyi değildir. Evet, aşka inanıyorum ama ben pek tecrübe etmedim.”
“ Ciddi misin? Buradan bakınca hiç öyle durmuyor da…”
“ Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Mesela sen…”
“ Ne varmış bende?”
“ 7/24 kazan kaynatan katıksız bir cadı gibi görünsen de aslında gayet tatlı birisin.”
“ İltifat mı ettin hakaret mi ettin anlamadığımdan cevap vermiyorum.”
“ Hangi kısım daha ağır basıyor karar veremedim.”
“ Kaşınıyorsun!”
“ Sadece şaka yapıyorum.”
“ Tamam, her neyse. Devam ediyorum?”
“ Tabi.”
“ Buraya gelmeden önce nerede yaşıyordun?”
“ Iı… Şey de…”
“ Nerede yaşadığını mı bilmiyorsun?”
“ Hayır, tabiî ki de biliyorum. Sen öyle birden sorunca annemler aklıma geldi de… İngiltere den geldim.”
“ Şey, ben üzgünüm.”
“ Önemli değil.”
“ Neden öldüler? Yani eğer konuşmak istemezsen anlarım.”
“ Trafik kazasından. Sonra ben de Amerika ya teyzemlerin yakınına taşındım.”
“ Kendi başına mı yaşıyorsun?”
“ Evet.”
“ Vay canına, bu süper bir şey.”
“ Sayılır, küçük ve şirin bir evim var. Belki bir gün görmek istersin.” Tanrım ben tam bir manyağım. Kızı az önce resmen evime davet ettim, resmen.
“ Sakın bana beni eve atmayı düşündüğünü söyleme.”
“ Tabiî ki hayır. Evde yapılan tek şey seks mi?”
“ Çoğu kişinin yaptığı bu.”
“ Ben onlar gibi değilim desem?”
“ Klişe derim.”
“ Ama gerçekten farklıyım.”
“ Tamam, diyelim amacın o değil peki ne Cass? Evcilik mi oynayacağız?”
“ Neden sadece arkadaş olmuyoruz?”
“ Arkadaş?”
“ Evet, yani başlangıç olarak.”
“ Sonu ne olacak peki?”
“ Ne olmasını istiyorsun?”
“ Bir şey istediğimden değil sadece amacını anlamaya çalışıyorum.”
“ Bak, bugüne kadar gördüklerin seni yanıltmasın. Derdim senden faydalanmak ya da her hangi bir şekilde seni üzmek değil. Seninle iyi vakit geçiyorum ve bunu arkadaşın olarak devam ettirmek istiyorum. Anlaştık mı?”
“ Anlaştık da gay falan değilsin değil mi?”
“ Kaşınıyorsun.”
“ Sadece şaka yapıyorum.”
“ Ben bugün işe başlıyorum da artık kalksak olur mu?”
“ Sahi mi? Nerede?”
“ Bir barda, adı Twilight.”
“ Ciddi misin sen? Orayı biliyorum. İyi şanslar.”
“ Eğer istersen bir ara gel, bir şeyler içeriz.”
“ Yarınki sınavımı atlatayım, akşam gelirim.” Hailey eşyalarını toplarken ben de hesabı ödedim. Birlikte Starbucks tan çıktık. Ve ben öylece kalakaldım. James en güzel katil bakışıyla sokağın karşından bize doğru geliyordu. Siktir. Siktir. Siktir.
“ Ne işin var bununla?” dedi James bağırarak.
“ Sakin olur musun? Yanımızda bir bayan var.”
“ James in safkan bir öküz olduğunu varsayarsak bu biraz imkânsız hayatım.” Dedi Hailey. Tanrım çenesini kapaması bu kadar mı zordu?
“ Kapa çeneni sürtük.” Diye yapıştırdı James.
“ Kızla düzgün konuş James.”
“ Sana onunla ne işin var dedim!”
“ Siz birbirinize kılsınız diye ben de olmak zorunda değilim.”
“ Tanrı aşkına sana ne yaptı böyle?”
“ Bana kimsenin bir şey yaptığı yok. Git arabada beni bekle. Bu konuyu yalnızken tartışalım. Lütfen James. Bir kere de söz dinle.” James hiçbir şey demeden arabaya gitti. Kapıyı çarpıp beni beklemeye başladı. Hailey le ben de Starbucks ın hemen önündeydik.
“ Şey, ben özür dilerim. James bugünlerde biraz gerginde…”
“ Aman, her zamanki James işte benim alındığım falan yok. Sen takma kafana.”
“ Tamam, o zaman yarın görüşürüz?” Yarın derken okulu kastetmiştim ama…
“ Tamam, saat 8 gibi ordayım.” Evet. Süper.
“ Ah, tabi. Bugün için teşekkürler.”
“ Önemli değil, ne zaman istersen arkadaşım.” ‘Arkadaş’ da bir ima mı vardı yoksa ben mi yanlış anladım? Neyse salla gitsin.
   
James zaten var olan sinirinin üstüne bir de arabada beklemeyi ekleyince iyice kudurmuştu. Arabanın içine girdiğimde resmen koltukla savaşıyordu.
“ Nihayet sevgili sürtüğünün yanından ayrılabildin.”
“ Senin sevgilinin pisliklerini temizliyorum. Ve sen bana yardım etmek yerine içine ediyorsun.” James bunun üzerine gözlerini gözlerime dikmekten başka bir şey yapmadı ve ben devam ettim.
“ Hailey Dee yle olan olaydan sonra bir kitaptan bahsetti. İçinde Cassiel adında düşmüş bir melek falan anlatılıyormuş. Kitabın ne olduğunu sorduğumda da geçiştirdi.”
“ Ne yani sen o Cassiel ın sen olduğunu mu düşünüyorsun?”
“ Emin değilim ama içinde bize yardımı dokunabilecek her hangi bir şey varsa da riske atamam. O yüzden Hailey beni kahveye davet ettiğinde kabul ettim. Onunla daha da yakınlaşmayı düşünüyorum. Belki bu sayede kitaba da ulaşabilirim.”
“ Sakın bana çıkıyoruz deme!?”
“ Hayır, tabiî ki de! Ama böyle bir şey olsa bile bunun nesi garip?”
“ Hailey den bahsediyoruz!”
“ Sana kaçıncı kez söyledim ve yine söylüyorum. Hailey sizin düşündüğünüz gibi biri değil. Evet, onunla yakınlaşmak için farklı nedenlerim var ama itiraf etmeliyim ki hoşuma gidiyor. Sen ister sev ister sevme.”
“ Doğru tabi bütün Wichita Hailey hakkında yanlış düşünüyor. Nedense tanışalı birkaç gün olmasına rağmen onu en iyi tanıyan sensin.”
“ Bunu demek istemedim. Kabul ediyorum fazlasıyla aksi bir tip ama bunu isteyerek yapmıyor. İnsanlar ona hep önyargıyla yaklaştığından kız kendi çapında bir savunma mekanizması geliştirmiş. Kim olursan ol aslan kesiliyor. Ama özünde gerçekten tatlı biri. Tabi dediğim gibi senin sevip sevmemen umurumda değil. Dee için katlanmak zorundasın.”
“ Anladım, anladım! Sen baya baya Hailey kasırgasına tutulmuşsun. Ama bunu bana söyleyebilirdin.”
“ Düşündüm ama seni boşuna umutlandırmamak için emin olmak istedim. Şimdi oldu mu?”
“ Oldu.”
“ E, nereye gidiyoruz?”
“ Eve.”
“ Beni sadece bu akşamlık bara bırakabilir misin?”
“ Şimdi mi?”
“ Hayır, akşam 6.30 da falan.”
“ Baş üstüne paşam.”
“ Sanırım araba kullanmayı öğrenmem lazım.”
“ Öğrensen ne olacak ki benim kızımı kullanmana izin vereceğimi mi sanıyorsun?”
“ Yemin ediyorum, pisliğin tekisin.”
“ Aa, ayıp ediyorsun her zaman.”

James günün uyumak ve kahvaltı dışında olan zaman ve aktivitelerini benim evde geçirdiğinden odasının çoğunu ve güzelim playstation ınını da benim eve taşımıştı. 6.30 a kadar bir şeyler yiyip, playstation oynamıştık. James beni her zaman yeniyordu. Buna sinir oluyordum. Çünkü maşallah Tanrı bu çocuğa bir kıç vermiş, en ufak bir galibiyette tavana çıkıyordu. Ama hala umut vardı, bir gün ona gününü gösterecektim. Her neyse…Bara geldiğimizde saat yediye on vardı. Tony -patronum- beni odasına çağırdı. Maaşımdan, görevlerimden ve dikkat etmem gereken birkaç kuraldan bahsetti. İş basitti. Çoğunlukla ortalığı toparlayacaktım, bazen masalara servis bazen de barmenlik… Maaşım ise günlük 20 dolardı. Kısacası bu, bu kadar zamanda bulabileceğim en iyi işti ve mızmızlanmadan çalışmalıydım.

12.45 de eve taksiyle döndüğümde yorgunluktan ve açlıktan ölmek üzereydim. Hemen dolaptan bir şeyler tıkınıp kendimi öylece yatağa attım. Sabah çalan alarmla da daha 2. günden pes ettim. Tabi bu serzenişlerim elektrik faturamı görünce uygulama faslına geçemeden son buldu. Sonra James le okula gittik. Bu gün de Dee yi görmemiştik. James merakına yenilip birkaç kere aramıştı. Ama yanıt veren yoktu. Bütün günü ona endişelenmemesini söyleyerek geçirdim. Tabi ben de endişelenmiyor değildim ama şu an başka seçeneğim yoktu. İşler nihayet yoluna giriyordu. Ve her şeyin bir sırası vardı. Dee de mecburen biraz daha dayanmalıydı.

Okuldan eve geldiğimizde kolumu kaldıracak halim yoktu. Hemen duş alıp yattım. Saati de 6 ya kurdum. James de ödevlerini bitirmeye çalışıyordu. Sonra iş vakti geldiğinde o evine ben de bara gittim. Yine taksiyle. Saat sekize doğru mekân iyice kalabalıklaşmıştı. Ben de temizlikçilik kısmından barmenliğe terfi etmiştim. Şişman bayanın istediği içkinin hangi bardağa konulduğunu hatırlamaya çalışırken düşüncelerim Hailey nin sesiyle bölündü.
“ Ben bir Batida çilek kokteyl alabilir miyim?”
“ Yaşı tutmayanlara içki satmıyorum hanımefendi.”
“ Amerika da yaşı tutmayanları barmen yapmıyor beyefendi.”
“ Benim işe ihtiyacım var ama senin içmeye ihtiyacın yok.”
“ Nereden biliyorsun belki aşamadığım sorunlarım var.”
“ Hepimizin sorunları var.”
“ Tamam, herkesin alkolik olması hoşuma gider.”
“ İnadına mı yapıyorsun?”
“ Neyi?”
“ Bunu.”
“ Aman, Cass! Sen değil miydin bir şeyler içeriz diyen?”
“ Bir şeylerden kastım alkol değildi.”
“ Süt mü içecektik yani?” derken kızın biri araya girdi.
“ Bana verebildiğin kadar vişne votka verebilir misin tatlım?”
“ Hemen.” Ben bayanın içkisini hazırlayıp önüne koyarken:
“ Adın ne? Seni daha önce burada görmedim.”
“ Cassiel ve evet işe yeni başladım.”
“ İşin kaçta bitiyor Cassiel?”
“ Kaçta bitiyorsa bitiyor sana ne be!” Diye atıldı Hailey. Beni kıskanıyordu. Doğrusu etkilenmiştim.
“ Ah, pardon sevgilin olduğunu anlamamıştım.”
“ Ama sevgilisiyim tatlım, o yüzden o pis ellerini hemen çek.” Ne diyordu bu? Sevgili? Biz?
“ Tamam, hayatım sakin ol. Gidiyorum zaten.” Kadın yanımızdan uzaklaşınca ben hemen sordum.
“ O da neydi öyle?”
“ Ne neydi?”
“ Sevgili olduğumuz konusu.”
“ Ah, pardon eğer o sürtükle takılmak istediğini bilseydim yapmazdım.”
“ Ben öyle demedim. Sadece neden öyle söylediğini merak ettim.”
“ Sonuçta beni buraya sen davet ettin şimdi bir kadınla gidip beni burada mal gibi bırakmana katlanamazdım.”
“ Böyle bir şey yapmazdım.”
“ Her neyse, sen bana da bir vişne votka versene.” Ben hayır demeye hazırlanırken düşüncelerimi okumuş gibi:
 “ Sakın hayır deme, eğer sen vermezsen kalabalıkta bana içki ısmarlayacak bir yakışıklı muhakkak bulurum.”
“ Peki, nasıl istersen.” Hailey birinciyi fondipledikten sonra bir taneden bir şey olmaz diye ikincisini de istedi. İkincisi bittiğinde yine saçma sapan bir şeyle beni tehdit edip üçüncüsünü de mideye indirdi. Beşinciyi bitirip yenisini istediğinde tam anlamıyla sarhoştu. Ve sarhoşken o kadar sevimliydi ki…
“ Bugünlük sınırı fazlasıyla aştın. Artık yeter.” Bu arada saat de 12 yi geçiyordu. 4 saat nasıl geçmişti anlamadım. Hailey i izlerken hayatımda hiçbir zaman gülmediğim kadar çok gülmüştüm.
“ Sen bana karışamazsın.”
“ Karışmıyorum senin iyiliğini düşünüyorum.”
“ Tamam, o zaman bir tane daha ver.”
“ Olmaz.”
“ Ne var biliyor musun?”
“ Evet?”
“ Bazen piçin teki oluyorsun.” O gözlerini bana dikerken, ben de dirseklerimi tezgâha yaslayıp öne yani ona doğru eğildim. Çok yakın sayılmazdık ama uzak hiç değildik.
“ 17 yaşında bir kıza içki vermediğim için mi?”
“ Hayır, genel anlamda. Yani seni anlayamıyorum. Bana bir kızın duymak isteyeceği şeyler söylüyorsun, buraya çağırıyorsun, ne bileyim sanki benimle ilgileniyor gibisin ama sonra bir bakıyorum… Oops! Her şey gitmiş. Arkadaşım desem değilsin, sevgilim hiç değilsin. Yani tanrı aşkına o kadar zorsun ki, nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum. Kendi kendime soruyorum bu çocuk benimle bir taraflarım için ya da ne bileyim başka bir çıkarı için ilgilenmiyorsa neden ilgileniyor? Hayır, madem ilgileniyor neden tam anlamıyla yapmıyor? Kısacası evet, piçin tekisin. Beni yoruyorsun.” Gözlerimin içine o kadar dikkatli ve ciddi bakıyordu ki dilim tutulmuştu. Zaten konuşabilsem de ne demem gerektiğini bilmiyordum. Sonra birden aramızdaki mesafenin iyice kapandığını fark ettim. Tanrım, artık aramızda sadece santimler vardı. Hailey beni öpecekti. Peki, hazır mıydım? Kendine gel Cass, sevgilisinden ilk öpücüğünü bekleyen bir kızdan farkın yok. Tamam, yapabilirim. Kesinlikle. 1, 2, 3… Derken dudaklarımız birbirini buldu. İtiraf ediyorum, iyi de oldu. Hailey beni yumuşak ama çok şey vaat eden bir şekilde öpüyordu. Kabul ediyorum, bu zamana kadar bir tek Aphrael la öpüşmüştüm. Ama bu ondan zilyon kat farklıydı. Canımı acıtmıyordu. Sonunu düşünmüyordum. Ve kesinlikle bitsin istemiyordum. Hailey yavaşça dudaklarını çekerken bunun için bir daha şansım olamayabilir diye dudaklarımı ondan uzaklaştırmadım, aksine yaptığı şeyden hoşlandığımı göstermek için öpüşümü biraz sertleştirerek dudaklarına yapıştım. Şaşırmıştı ama itiraz etmedi. Her şey mükemmel giderken, bizim geri zekâlı barmen beni yardıma çağırarak bütün olayın içine etti. Hailey ve ben biraz afallamış şekilde birbirimizden ayrıldık. Ben direkt saate baktım. Ve barmene dönüp:
“ Saat 12 yi 20 geçiyor. Kusura bakma ama mesaim bitti.”
“ Tanrı aşkına şu kalabalığı görmüyor musun?” derken bende ceketimi almak için görevli odasına yürüyordum. Giderken bağırarak:
“ Yarın görüşürüz.” Dedim. Hailey e de ağzımı oynatarak geliyorum dedim ama anladığından emin değildim. Ceketimi alıp geri döndüğümde Hailey de ayaklanmıştı. Gerçi ayakta duramıyordu ama neyse… Bardan çıkıp taksi durağına yürümeye başladık. Hava soğuktu sanırım. Hissetmiyordum çünkü ben resmen yanıyordum. Hailey iki kere tökezleyince kolumu beline dolayıp dengede durmasını sağladım. Ama bir sorun vardı.
“ Ben kendim halledebilirim, teşekkürler.”
“ Tamam, nasıl istersen.” Deyip belini bıraktım. Ama yine tökezledi hatta bu sefer neredeyse düşüyordu. Ben bu defa da kolundan tuttum. Bağırarak:
“ Kendim hallederim dedim!” Ben de aynı ses tonuyla:
“ 2 adımda bir tökezleyerek mi? Sorun ne diyeceğim ama sanırım nedenini biliyorum. Pişman oldun. Beni öptüğün için…” O hiçbir şey söylemedi.
“ Sana bir soru sordum.” Çıldırmış gibi bana bakarak
“ Cevabını bildiğin sorular sorma!” diye bağırdı tekrar. Ya ben nerede yanlış yapmıştım? Daha az önce öpüşmüyor muyduk?
“ Peki, neden ikincisinde karşılık verdin?”
“ Sen neden en başından karşılık verdin? Arkadaş olduğumuzu sanıyordum.”
“ Ne yani beni denemek için mi öptün?” Siktir.
“ Sen ne için öpüyordun?”
“ Sorularımı soruyla cevaplamayı kes.”
“ Sen de benimle oynamayı kes.”
“ Seninle oynadığım falan yok. Beni öptün ben de aptal gibi gerçek sandım ve hoşuma gittiği için karşılık verdim. Evet, arkadaştık yani sanırım hala öyleyiz. Ama bugün bundan daha fazlası olabileceğimizi düşünmüştüm. Tabi şu ana kadar.”
“ Denemek için öpmemiştim.”
“ Ama istediğin için de öpmedin.”
“ Hayır, alakası yok. Sadece yapmak istedim ve yaptım.”
“ O zaman sorun ve vardığımız sonuç ne söyler misin?”
“ Sorun ne ben de bilmiyorum. Sadece bazı şeylerden emin değilim.”
“ Emin olmak için görmek ne bileyim denemek lazım.”
“ Sonuç?”  Artık ne olduğu ya da ne olacağı umurumda değildi. ‘Ver gazı yansın’ hesabı ne söylemek istiyorsam söyleyip devam ettim.
“ Beni bir daha öpmek istiyor musun?”
“ Ne biçim bir sonuç bu?”
“ Sorumu cevapla. Evet ya da hayır.” Yüzüme bakmaktan başka bir şey yapmadı. Ben de direttim.
“ Evet mi hayır mı? Bu kadar zor olan ne?”
“ E-e-vet.” Takılarak ve kısık sesle söylemişti. Ben içimdeki sevinç naralarını bastırmaya uğraşıyordum.
“ Tamam, ben de istediğime göre sonuç belli.”
“ Tekrar mı öpüşüyoruz?”
“ Hayır, şapşal. Yani evet tekrar öpüşebiliriz de vardığımız sonuç o değil. Sonuç şu ki…” James olsa ne derdi ki? Aman, ne derse derdi. Ben devam edecektim. “ Birbirimize şans vermeliyiz. Yani arkadaşlıktan daha öte bir şey için. Hani anlarsın, erkekler ve kızlar…” Lanet olası ne saçmalıyordum ben öyle?
“ Sevgili mi demek istiyorsun?” diye toparladı Hailey. Gerçekten komiktik. Yani az daha G8 zirvesi falan kuracaktık.
“ Evet, ne dersin?”
“ Şey, sanırım olabilir.”
“ Tamam, o zaman sorun halledildiğine göre artık eve gidebiliriz.” Hailey le taksiye binip ilk önce onu sonra da beni eve bıraktık. Yol boyunca konuştuğumuz tek konu yorgun oluşumuzdu. Sonra da birbirimize iyi geceler dedik. Hailey bana çok kısa ama güzel bir öpücük verdi ve eve girdi. Ben de dediğim gibi evime geldim. Kafamı yastığa koyar koymaz uyumayı düşünüyordum. Ama yapmadım. Bir an için düşündüm. Hailey le beni. Hatta küçük bir hayal bile kurdum. Biz de James ile Dee gibiydik. Ne için başlamıştım? Şimdi neredeydim? İnanın ben de bilmiyordum. Ama mutluydum. Daha fazlasını istiyordum. Bilmiyorum belki de Hailey e âşık oluyordum.