SlideShow

...
8

**BÖLÜM 8**

Cassiel Adams

    Hailey i bırakıp James le buluşmaya çardağa geri döndüğümde yine yalnızdım. Çünkü zilin çalmasına daha 10 dakika vardı ve oturup beklemekten başka yapacak bir işim de yoktu. Neyse ki beklemeyi seviyordum. Onca zaman aksiyon üzerine aksiyon yaşayınca arada bir durup nefes almak tarif edilemezdi. Ama sadece nefes almaya vakit vardı. Daha çözülemeyen büyük bir sorunumuzun – Dee nin ruhunu satması -  yanına şu kitap olayı da eklenmişti. Biraz önce yaşanan Dee-Hailey kapışmasını ve Hailey nin çenesinin kapalı kalmak zorunda oluşunu da sayarsak eder size 3. E sonra iş bulmam gerektiği ve diğer küçük sorunlar derken 5 i geçiyorduk sanırım. Yapmam gereken ilk şeyin öncelik sıralaması hazırlamak olduğuna karar verdim. Dee Aphrael la bir süre daha takılabilirdi. Çünkü şu an araştırmak dışında çözüm olarak sunabileceğim tek bir şey bile yoktu. Sadece onu gözümün önünden ayırmamalıydım hepsi bu. Hailey e gelince; onunla işleri biraz daha ilerletip sorunun hem kitap kısmını hem de çeneler kapalı kısmını halledebilirdim. Yani öyle umuyordum. İş aramaya da bugün okuldan sonra James le başlayabilirdik. Ve geriye sorundan saymadığım tek bir şey kalıyordu. O da James e ne diyeceğimdi. En iyisi ona söylemekti. Ama her şeyi değil tabi. Şimdilik sadece Hailey-Dee kısmını bilse yeterdi. Geri kalanı da yardıma ihtiyacım olduğu zaman anlatabilirdim. Zilin sesiyle Sorunlar 5 - çözümler 0 maçından kafamı kaldırıp dünyaya döndüm. James “fuck the system” bakışıyla bana doğru geliyordu. Çantasını ve kitaplarını yere bırakıp çardağa kuruldu.
“ Günün çok iyi geçti galiba?” diye sordum gülerek.
“ Hı sorma. Yarın matematik sınavı varmış ve ben tek kelime bilmiyorum. Sonra sevgili tarihçimiz 2 gün sonra teslim etmem gereken 15 sayfalık bir ödev vermiş. İngilizce ödevleri desen beni bir yakalasa ne zaman bırakır bilmiyorum. Ha bir de unutmadan, antrenörüm Bill elinde bir pompalıyla ‘James i gören var mı?’ diye ortalıkta dolanıyormuş. Yani bunları saymazsak evet, günüm kesinlikle mükemmeldi.”
“ Oww, sana yardım teklif edeceğim ama bir bok bilmediğimi düşünürsek sanırım bensiz daha iyi olur.”
“ Aynen. E sen ne yaptın? İlk günün nasıl gidiyor?”
“ Herkese ve her şeye mal mal bakmam dışında iyi sayılır. Son sınıfmışız diye öğretmenler pek aldırış etmiyor. Zaten okula gelen sayısı da baya az. İşte ‘Nereden geldin? , Neden geldin? Adın ne?’ falan diye sorup durdular. Senin kuzenin olduğumu ve ailemin öldüğünü söyledim haberin olsun.”
“ Tamam, peki nereden kuzen oluyoruz?”
“ Teyze – dayı çocuklarıyız.”
“ Senin baban mı benim dayım yoksa benim babam mı senin dayın?”
“ Ne önemi var James! Kuzeniz de geç işte.”
“ Uf, tamam. E başka ne yaptın? Bütün ders burada mı bekledin?”
“ Beklemeyi düşündüm aslında ama olmadı.”
“ Neden? Ne oldu ki?”
“ Aphrael… Yine karıştırdı ortalığı.” Der demez James in yüzü bembeyaz oldu.
“ Nasıl yani Dee burada mıydı?”
“ Evet ve bu sefer yetişmeseydim Hailey resmen ölüyordu.”
“ Dee seni gördü mü? Nasıl? Bir dakika neden? Of anlatsana.”
“ Ben burada otururken çığlık duydum sonra hemen koşup baktım. Dee yine Hailey i boğuyordu. Sonra telefonla Dee yi arayıp kızı bırakmasını söyledim. O da korkup bıraktı, kızı sürükleyip bir ağaca bağladı ve gitti. Tabi beni görmedi, sesimi de bilmediğinden bir sorun çıkmadı. Ben de gidip Hailey nin iplerini falan çözdüm. Kız bayıldı. Sonra uyandığında teşekkür etti ve gitti.”
“ Lanet olsun. Hailey kesin herkese anlatmıştır şimdi. Dee nin başı derde girecek. Hailey le ne sorunu var anlamıyorum ki.”
“ Hailey le sorunu olması Hailey nin kışkırtma potansiyelini düşününce çok şaşırtıcı değil aslında. Ama güzel haber şu ki Hailey kimseye bir şey anlatmayacak.”
“ Hı sen öyle san. Çoktan okulun yarısına söylemiştir bile.”
“ Anlatmayacak dedim işte. Rahatlayabilirsin.”
“ Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Hailey i tanımasam tamam diyeceğim de …”
“ Çünkü benim onu kurtarmam karşılığında o da bana bu sözü verdi.”
“ Ve sen de onun sözlerini tuttuğuna inandın? Ayrıca bir ip çözdün diye bu sözü ben bile vermem.”
“ Bak, Hailey nin kıl olduğunu ben de biliyorum. Ama o kadar da değil. Arayanın ben olduğumu görmüş yani sonuçta onu ben kurtardım. Ayrıca biraz olayı abartıp gözünü korkuttum biraz da kur yapınca kimseye söylemeyeceğine dair söz verdi.” Güya bu konuyu James e anlatmayacaktım. Gerçekten çok başarılıydım, özellikle çenemi kapalı tutma konusunda üstüme yoktu. 
“ Tamam, şimdilik sana güveniyorum ama o kadar da emin olma derim. Hailey bu sonuçta.”
“ Şu Hailey nin bu kadar büyütülecek nesi var çok merak ediyorum.”
“ Sen meleksin diye herkese Pollyanna gözüyle bakmanı anlıyorum ama Hailey cadının tekidir dostum. O yüzden dikkat edelim ve gözümüzü ondan ayırmayalım derim.”
“ Artık melek değilim farkındaysan da neyse dediğin gibi olsun.”
“ Her neyse işte. Hadi kalk bir şeyler yiyelim.”
“ Bence de. Açlıktan nefret ediyorum.”
“ Hah aha. Bazen sana gerçekten üzülüyorum. Şu haline bak, yazık ya...”
“ Kes sesini.” Elimi yumruk yapıp ona gösterdim. O da karşılık olarak ellerini havaya kaldırıp suçunu kabul eder gibi bana baktı. Birlikte kantine gidip yemek yedik. Sonra kalan 2 derse de girip eve gitmek üzere arabanın orada buluşmak için otoparka doğru yürümeye başladım. O zamana kadar ne Dee yi ne de Hailey i görmemiştim. Bu iyi mi kötü mü karar veremezken James de yanıma gelip arabanın kapısını açtı. Binerken de:
“ Bana mı sana mı?” diye sordu.
“ Sen sana ben de üniversiteye.”
“ Üniversiteye mi?”
“ Evet, iş bulmam gerekiyor.”
“ Tek başına mı? Hem de üniversitede?”
“ Evet, sen eve git okul işlerini hallet. Bu gün çocuğun biriyle tanıştım. Abisi Wichita State te okuyormuş. Arkadaşının da barı varmış. Onunla görüşeceğim.”
“ Barda mı çalışacaksın?”
“ Daha belli değil, niye sordun?”
“ Yanlış duymuyorum değil mi? Bizim bildiğimiz, şu önceden melek olan Cass ten bahsediyoruz.”
“ Evet, ta kendisinden. Hem ne olmuş?”
“ Oğlum, o dinine, kurallarına çok bağlı olan sen bile bu işlere giriyorsan, tanrı bize acısın bence.”
“ Onlara hala bağlıyım, ama farkındaysan şu an iş seçme lüksüne sahip değilim. Hem geceleri çalışmam okul açısından daha iyi olur.”
“ Ha baya baya öğrenci moduna bağladık yani.”
“ E artık gidecek alternatif bir dünyam olmadığına göre buraya ayak uydurmam şart.”
“ Anladım da sen üniversiteye nasıl gideceksin?”
“ Otobüs falan yok mu?”
“ Ya bırak otobüsü falan ben götüreyim işte. Şimdi bir de kaybolursun başımıza yok yere dert açılmasın.”
“ Tamam, ama sadece bu günlük.”

 Üniversitenin önüne geldiğimizde ben arabadan indim. James te arabayı park etmeye gitti.
Sonra birlikte danışman bayanla görüştük. İletişim bölümü 2.A sınıfının dersini öğrenip beklemeye başladık. Ders saati bittiğinde biz dersliğin önündeydik. Biraz yüksek sesle önümden geçen ilk çocuğa Chad Baldwin i tanıyıp tanımadığını sordum. O da bana uzun boylu, zayıf, sevimli bir çocuğu gösterdi. Çocuk eşyalarını toplayıp ayaklanırken:
“ Şey, merhaba ben Cassiel. Sanırım sen de Chad sin. Beni kardeşin gönderdi. Şey, biraz konuşabilir miyiz?” dedim.
“ Tabi. Önce oturacak bir yer bulalım. Gelin benimle.”
Çocukla birlikte kampüsün kantinine doğru yürüdük. Boş olan 2 masadan küçük ve mavi olanına oturduk. Chad 3 tane kahve ısmarlayıp bize döndü.
“ E sizi dinliyorum. Ne hakkında konuşacağız?”
“ Şey, ben buraya yeni taşındım. Annemle babamı kaybettikten sonra. Bir işe ihtiyacım var. Kardeşin de bana senin yardım edebileceğini söyledi. Sanırım bir arkadaşının barında elemana ihtiyacı varmış. Eğer sizin için de uygunsa ben çalışmak istiyorum.”
“ Bir dakika, kardeşimi okuldan mı tanıyorsun? Kaç yaşındasın ki?”
“ Evet, aynı sınıftayız ve 19 yaşındayım.”
“ Yardım etmek isterdim ama maalesef 19 san elimden bir şey gelmez.”
“ Biliyorum ama gerçekten zor durumdayım. En azından başka bir iş bulana kadar çalışsam?”
“ Bak ben tamam desem bile arkadaşım kabul etmez ki.”
“ Tamam, onunla konuşabilir miyim?”
“ Yarım saat sonra beni almaya gelecek, eğer çok istiyorsan konuş ama pek umutlanma derim.”
“ Peki.”
Chad in arkadaşı yarım saatten daha kısa sürede gelmişti. Chad onu bizimle tanıştırdıktan sonra çocuk da masadaki yerini aldı. Ben hemen söze girdim.
“ Ben senin barında çalışmak istiyorum. Bu işe gerçekten ihtiyacım var.”
“ Ama 19 yaşında.” Diye atıldı Chad. Tanrım, ona neyse artık…
“ Bakın ailemi yeni kaybettim ve 5 kuruşum yok. Bu işe çok ihtiyacım var. En azından bir süre izin verin. Yemin ederim sorun çıkarmam. Polislerle alakalı bir şey olduğunda da hemen tüyerim.”
“ Ben..Bilmiyorum. Sonuçta bu işte yeniyim ve böyle riskleri alacak kadar cesur değilim.”
“ Söz veriyorum, eğer yakalanırsam cezayı da ben ödeyeceğim. Lütfen, sadece birkaç ay mühlet verin.” Chad le adı Tony olan çocuk birkaç saniye birbirine baktı. Sonunda Tony:
“ Pekâlâ, işe alındın. Ama dediğin gibi yakalanırsan cezayı ödersin.”
“ Çok teşekkür ederim. Ne zaman başlayayım?”
“ Yarın akşam saat 7 de, gece 12 gibi de çıkarsın. Haftanın 4 günü çalışacaksın. Fiyat konusunu da yarın konuşuruz.” Bana bir kart uzattı ve “ Burada da adres ve telefon var. Yarın daha detaylı konuşuruz zaten. Şimdilik hayırlı olsun.” Deyip elini uzattı. Ben de gülümseyerek karşılık verdim. Artık resmen bir işim vardı.

     Ertesi gün kapının sesiyle uyandım. Üzerimde ne olduğuna dikkat bile edemeden kapıya koştum. Lanet olsun, geç kalmıştım. James kapının önünde sinirli sinirli dikiliyordu. Beni siyah boxer ve yıpranmış, eski bir tişörtle de görünce siniri ikiye katlandı.
“ İki dakika da giyindin giyindin yoksa yürümek zorunda kalırsın haberin olsun.”
“ Biraz anlayışlı olmalısın, alarm kurma işine henüz alışamadım.”
“ Ben de sana alışamadım. Ama bak çabalıyorum.”
“ Ha-ha. Çok komik.”
“ 1 dakikan doldu bile!”
Koşarak odaya gittim ve nasıl olduğunu benim de anlamadığım bir hızda giyinip dışarıya çıktım. James beni arabada bekliyordu. Arabaya atladığım gibi gaza yüklendi.
“ Yavaş!”
“ Kusura bakma tatlım, yavaşlık konusunda senin kadar usta değilim.” Cevap vermedim. Çünkü şu zamana kadar öğrendiğim ve emin olduğum nadir şeylerden biri de James in alttan almanın ne demek olduğunu bilmediğiydi. Ve bunu o yapmıyorsa yapması gereken kişi siz oluyordunuz.

Okula geldiğimizde öğrenciler çoktan derse girmişti. Buna sevindim. Çünkü Dee yle karşılaşmak zorunda kalmamıştık. James le öğle arasında buluşmak şartıyla ayrılıp sınıflarımıza gittik. Bu gün dün yanına oturduğum çocuğun sırası doluydu. Ben de adı Jade olan kızın yanına oturdum. Tatlı bir kızdı. Bana ilk günümde gerçekten çok yardımcı olmuştu. O yüzden onun yanına oturmakta bir problem yoktu. Problem, sırasının öğretmenin kürsüsünün hemen önünde olmasıydı. Ve bu derslerden bir bok anlamadığımı hesaba katarsak ciddi bir problemdi. Aslında dersleri dinlemeyi ve yeni şeyler öğrenmeyi seviyordum. Ama sınav ya da sürpriz sözlülere henüz hazır değildim. Bu yüzden öğleye kadar bütün zamanım hocanın bana soru sormaması için dua etmekle geçti. Öğle arasında kantinde James le buluşup yemek yiyorduk. Hailey benden birkaç masa önde oturuyordu. Arkası bize dönük olduğundan bizi görmemişti. Ve tabiî ki bu iyi bir şeydi. Derken, bizim arkamızdaki masadan bir kız Hailey e seslendi. James, ben ve kantinde bunu duyan diğer öğrenciler Hailey e, Hailey de ilk önce kıza sonra da dönüp bana baktı. Sonra tekrar kıza dönüp:
“ Ne var Chris?”
“ Seninki diyorum, seni terk etmiş. Ah tatlım inan çok üzüldüm.” Kızın dalga geçtiği her halinden belliydi.
“ Benimki derken?”
“ Ethan ı diyorum, seni terk etmiş. Senin de bu konuda baya desteğe ihtiyacın varmış.”
“ Bunu o piç mi söyledi?”
“ Evet, senin nasıl yalvardığını da anlattı. Gerçekten çok yazık.”
“ Hah aha! O zaman ona söyle; eğer bir kere daha adımı o pis ağzına alırsa birilerine yalvarması gereken kişi o olacak. Yemin ederim, onun nasıl bir şerefsiz olduğunu herkese gösteririm.”
“ Niye? Nasıl bir şerefsizmiş ki?”
“ Orasını böyle devam ederse yakında görürsünüz zaten. Ama dediğim gibi beni denemeye kalkmasın.” Kız bundan sonra hiçbir şey söylemedi. Bense ağzım bir karış açık Hailey e bakıyordum. Ne yani dün benimle flört ederken aslında sevgilisi mi vardı? James de hiç şaşırmayan bir ifadeyle Hailey e bakarken Hailey yapmasından korktuğum şeyi yaptı. Bana hafif bir el sallayıp gülümsedi. Ben de karşılık verecektim ki James anında bana döndü. Ve yüzüme aptal aptal bakmaya başladı.
“ Ne var?” dedim normal görünmeye çalışarak.
“ Hailey biraz önce sana el mi salladı yoksa benim ciddi bir göz problemim mi var?”
“ Hayır, canım ne alakası var.”
“ Emin misin?”
“ Evet, hayır. Yani Hailey nin benimle ne işi olabilir ki? Yanlış görmüşsündür.”
“ Bilmiyorum ama eğer sana yaklaşmaya falan kalkarsa hiç düşünmeden hemen kaç derim.”
“ Buna gerek kalmaz ama merak etme öyle yaparım.” Ahh, tanrım. Söz veriyorum bir gün bu yalanların hepsi için bir şeyler yapacağım ama maalesef bu gün değil. Lütfen bana yardım et, lütfen. James bizi görmeden şu işi halledelim.

Okul çıkışı James otoparkta, Hailey de iki sokak arkadaki Starbucks ta beni bekliyordu. İlk önce otoparka gidip, James in arabasını buldum. James içindeydi. Kapıyı açıp başımı eğerek:
“ Sen eve git benim birkaç yere uğramam gerekiyor.”
“ Birkaç yer?”
“ Evet, hazırlamam gereken bir ödev var da.. Onun için kütüphaneye uğramam lazım.”
“ E, tamam seni bırakırım.”
“ Yok, gerek yok. Zaten artık kendi başıma bir yere gitmeyi öğrenmem lazım.”
“ Tamam, sen bilirsin o zaman. Akşam için iyi şanslar. Yarın görüşürüz.”
“ Teşekkürler, görüşürüz.” Oh. Çok mu kolay olmuştu? Neyse canım zaten artık işe yaramasını ummaktan başka yapacak bir şey yoktu. James gider gitmez Starbucks a doğru yürümeye başladım. İçeri girdiğimde Hailey beni arkalarda bir masada bekliyordu. Bir şey okuduğu için beni görmemişti. Sessizce yanına gittim. Hailey ders çalışıyordu. İçimden koca bir Waow geçti. Çünkü Hailey de hiç ders çalışacak bir tip yoktu.
“ Ethan dan ayrılman seni baya sarsmış anlaşılan, baksana ders çalıyorsun.” Oops! Hailey direkt başını kaldırıp sinir olmuş gözlerle bana baktı.
“ Sarstı veya sarsmadı. Bundan sana ne?”
“ İlgilendiğimden değil sadece ders çalışmana şaşırdım.”
“ Neden? Okula, ne kadar öyle görünse de süs için gitmiyorum sonuçta. Ayrıca kimse babamın parasına not vermiyor.” Sesi giderek yükseliyordu. Tanrım, berbat bir başlangıçla nereye varırdık bilmiyordum.
“ Tamam, özür dilerim. Sakin ol.”
“ Sakin falan olamam. Çünkü dünden beri o adi tecavüzcünün arkamdan ettiği sözlerden dolayı uğraşmadığım insan kalmadı. Şimdi gelmiş bir de sana dert anlatıyorum!”
“ Tecavüzcü mü? Hailey yoksa sana bir şey mi yaptı?” Nedenini anlamadan bir anda onun için çok endişelenmiştim.
“ Tabiî ki de hayır. Bana böyle bir şey yapması sıkar biraz. Bizim okuldan bir kıza tecavüz etmiş. Bir de kameraya çekmiş şerefsiz. 2 gün önce odasında onları buldum. Hemen kıçına tekmeyi bastım tabi. Bu da yediremedi, orda burada beni nasıl terk ettiğini anlatıp duruyor.”
“ Adi herif. Ama bence ne yaparsa yapsın o videoyu kimseye gösterme yani kız yeterince üzülmüştür zaten.”
“ Evet, ben de öyle düşünüyorum. Ama sabrımı zorluyor manyak. Elimde kalacak haberi yok.”
“ Hah aha!”
“ Ne var?”
“ Ne bileyim… Sen gerçekten çok ilginç birisin. Yani olumlu anlamda. Hem madem bu kadar sevmiyordun neden onunla çıktın ki?”
“ Sakın bana gerçek aşka inananlardanım deme?”
“ Açıkçası, hiç âşık olmadım. Ama evet, aşka inanıyorum.”
“ O zaman sana kolay gelsin çünkü öyle bir şey yok. Yani söyler misin hangi erkek bir kadını bir taraflarından daha çok sevebilir?” Bunları söylediği anda Hailey nin neden böyle düşündüğünü anlamıştım. O erkeklerin onunla hep güzel ve seksi olduğu için birlikte olduğunu düşünüyordu, onu hiç sevmediklerini düşündüğü için o da onları sevmiyordu.
“ Bunu yapabilecek yeterince erkek tanıyorum.” Diye yalan söyledim. Sadece iki tane erkek tanıyordum. Biri James diğeri de babasıydı. Kendimi de üçüncü olarak saymak isterdim. Ama ne âşık olmuştum ne de seks yapmıştım. Bu durumda hangisinin daha iyi olduğuna nasıl karar verebilirdim?
“ Hah aha. Kimmiş onlar?”
“ Mesela James.”
“ James mi? Haberin yok galiba ama onun günah listesi baya kabarıktır.”
“ Evet, ama Dee yle tanıştığından beri farklı. Birbirlerini gerçekten seviyorlar. Onlar için her şey seks değil.”
“ Ne yani hiç yapmadılar mı?”
“ Orasını bilmiyorum ama ortada büyük bir aşk olduğuna eminim.”
“ Ay, yesinler. Valla James i çok iyi tanıyorum. Tamam, Dee den sonra biraz değişmiş olabilir ama kişisel zevklerinden kolay kolay vazgeçtiğine inanamam.” Bir dakika. Yok artık. Hailey ve James… Hayır, hayır…
“ Şey, James le sen hiç yat-? Derken sözümü kesti.
“ Asla. Evet, Dee yi sevmediğim için James le biraz uğraşıyorum. Ama böyle bir şeyi asla yapmam.”
“ Neden?”
“ Tipim değil.”
“ Tipin ne peki?”
“ Ben daha erkeksi tipleri seviyorum da neyse kahve içmeyecek miyiz?” Diye geçiştirdi.
“ Ne zaman soracaksın diye bekliyordum.” Hailey elini kaldırıp garsona işaret etti. Bir tane beyaz çikolatalı mocha söyleyip, bana döndü. Ben öyle kalakaldım.
“ Kahve konusunda fikrini mi değiştirdin Cassiel?”
“ Yo yo, ben de aynısından alayım. Beyaz çikolatalı..ıı..mocha.” garson gittikten sonra Hailey:
“ İyi misin?” diye sordu.
“ Harikayım.”
“ Süper, o zaman anlatmaya başla bakalım.”
“ Neyi?”
“ Bilmem, ne istersen.”
“ Iıı...”
“ Tamam, şöyle yapalım. Ben sorayım sen söyle. Mesela burcun ne?” Evet, Cass hadi cevapla bakalım burcun ne? Aklıma gelen ilk ve tek şey James in kiydi. 
“ Balık. Seninki?”
“ İkizler ve maalesef ikisi hiç anlaşamazlar.” Sanırım bazı konularda James haklıydı. Bu duruma ‘Siktir’ denmez de ne nedir hiç bilmiyordum.
“ Bence burçların pek önemi yok yani herkes burcuna sadık olacak diye bir kaide yok sonuçta değil mi?”
“ Orası öyle tabi.” Birkaç saniye susup bekledi. Sonra da gülümseyerek yüzüme baktı ve:
“E, söyle bakalım aşk çocuğu senin kalbini kazanan o şanslı kızlar kim?” diye sordu.
“ Açıkçası kızlarla aram iyi değildir. Evet, aşka inanıyorum ama ben pek tecrübe etmedim.”
“ Ciddi misin? Buradan bakınca hiç öyle durmuyor da…”
“ Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Mesela sen…”
“ Ne varmış bende?”
“ 7/24 kazan kaynatan katıksız bir cadı gibi görünsen de aslında gayet tatlı birisin.”
“ İltifat mı ettin hakaret mi ettin anlamadığımdan cevap vermiyorum.”
“ Hangi kısım daha ağır basıyor karar veremedim.”
“ Kaşınıyorsun!”
“ Sadece şaka yapıyorum.”
“ Tamam, her neyse. Devam ediyorum?”
“ Tabi.”
“ Buraya gelmeden önce nerede yaşıyordun?”
“ Iı… Şey de…”
“ Nerede yaşadığını mı bilmiyorsun?”
“ Hayır, tabiî ki de biliyorum. Sen öyle birden sorunca annemler aklıma geldi de… İngiltere den geldim.”
“ Şey, ben üzgünüm.”
“ Önemli değil.”
“ Neden öldüler? Yani eğer konuşmak istemezsen anlarım.”
“ Trafik kazasından. Sonra ben de Amerika ya teyzemlerin yakınına taşındım.”
“ Kendi başına mı yaşıyorsun?”
“ Evet.”
“ Vay canına, bu süper bir şey.”
“ Sayılır, küçük ve şirin bir evim var. Belki bir gün görmek istersin.” Tanrım ben tam bir manyağım. Kızı az önce resmen evime davet ettim, resmen.
“ Sakın bana beni eve atmayı düşündüğünü söyleme.”
“ Tabiî ki hayır. Evde yapılan tek şey seks mi?”
“ Çoğu kişinin yaptığı bu.”
“ Ben onlar gibi değilim desem?”
“ Klişe derim.”
“ Ama gerçekten farklıyım.”
“ Tamam, diyelim amacın o değil peki ne Cass? Evcilik mi oynayacağız?”
“ Neden sadece arkadaş olmuyoruz?”
“ Arkadaş?”
“ Evet, yani başlangıç olarak.”
“ Sonu ne olacak peki?”
“ Ne olmasını istiyorsun?”
“ Bir şey istediğimden değil sadece amacını anlamaya çalışıyorum.”
“ Bak, bugüne kadar gördüklerin seni yanıltmasın. Derdim senden faydalanmak ya da her hangi bir şekilde seni üzmek değil. Seninle iyi vakit geçiyorum ve bunu arkadaşın olarak devam ettirmek istiyorum. Anlaştık mı?”
“ Anlaştık da gay falan değilsin değil mi?”
“ Kaşınıyorsun.”
“ Sadece şaka yapıyorum.”
“ Ben bugün işe başlıyorum da artık kalksak olur mu?”
“ Sahi mi? Nerede?”
“ Bir barda, adı Twilight.”
“ Ciddi misin sen? Orayı biliyorum. İyi şanslar.”
“ Eğer istersen bir ara gel, bir şeyler içeriz.”
“ Yarınki sınavımı atlatayım, akşam gelirim.” Hailey eşyalarını toplarken ben de hesabı ödedim. Birlikte Starbucks tan çıktık. Ve ben öylece kalakaldım. James en güzel katil bakışıyla sokağın karşından bize doğru geliyordu. Siktir. Siktir. Siktir.
“ Ne işin var bununla?” dedi James bağırarak.
“ Sakin olur musun? Yanımızda bir bayan var.”
“ James in safkan bir öküz olduğunu varsayarsak bu biraz imkânsız hayatım.” Dedi Hailey. Tanrım çenesini kapaması bu kadar mı zordu?
“ Kapa çeneni sürtük.” Diye yapıştırdı James.
“ Kızla düzgün konuş James.”
“ Sana onunla ne işin var dedim!”
“ Siz birbirinize kılsınız diye ben de olmak zorunda değilim.”
“ Tanrı aşkına sana ne yaptı böyle?”
“ Bana kimsenin bir şey yaptığı yok. Git arabada beni bekle. Bu konuyu yalnızken tartışalım. Lütfen James. Bir kere de söz dinle.” James hiçbir şey demeden arabaya gitti. Kapıyı çarpıp beni beklemeye başladı. Hailey le ben de Starbucks ın hemen önündeydik.
“ Şey, ben özür dilerim. James bugünlerde biraz gerginde…”
“ Aman, her zamanki James işte benim alındığım falan yok. Sen takma kafana.”
“ Tamam, o zaman yarın görüşürüz?” Yarın derken okulu kastetmiştim ama…
“ Tamam, saat 8 gibi ordayım.” Evet. Süper.
“ Ah, tabi. Bugün için teşekkürler.”
“ Önemli değil, ne zaman istersen arkadaşım.” ‘Arkadaş’ da bir ima mı vardı yoksa ben mi yanlış anladım? Neyse salla gitsin.
   
James zaten var olan sinirinin üstüne bir de arabada beklemeyi ekleyince iyice kudurmuştu. Arabanın içine girdiğimde resmen koltukla savaşıyordu.
“ Nihayet sevgili sürtüğünün yanından ayrılabildin.”
“ Senin sevgilinin pisliklerini temizliyorum. Ve sen bana yardım etmek yerine içine ediyorsun.” James bunun üzerine gözlerini gözlerime dikmekten başka bir şey yapmadı ve ben devam ettim.
“ Hailey Dee yle olan olaydan sonra bir kitaptan bahsetti. İçinde Cassiel adında düşmüş bir melek falan anlatılıyormuş. Kitabın ne olduğunu sorduğumda da geçiştirdi.”
“ Ne yani sen o Cassiel ın sen olduğunu mu düşünüyorsun?”
“ Emin değilim ama içinde bize yardımı dokunabilecek her hangi bir şey varsa da riske atamam. O yüzden Hailey beni kahveye davet ettiğinde kabul ettim. Onunla daha da yakınlaşmayı düşünüyorum. Belki bu sayede kitaba da ulaşabilirim.”
“ Sakın bana çıkıyoruz deme!?”
“ Hayır, tabiî ki de! Ama böyle bir şey olsa bile bunun nesi garip?”
“ Hailey den bahsediyoruz!”
“ Sana kaçıncı kez söyledim ve yine söylüyorum. Hailey sizin düşündüğünüz gibi biri değil. Evet, onunla yakınlaşmak için farklı nedenlerim var ama itiraf etmeliyim ki hoşuma gidiyor. Sen ister sev ister sevme.”
“ Doğru tabi bütün Wichita Hailey hakkında yanlış düşünüyor. Nedense tanışalı birkaç gün olmasına rağmen onu en iyi tanıyan sensin.”
“ Bunu demek istemedim. Kabul ediyorum fazlasıyla aksi bir tip ama bunu isteyerek yapmıyor. İnsanlar ona hep önyargıyla yaklaştığından kız kendi çapında bir savunma mekanizması geliştirmiş. Kim olursan ol aslan kesiliyor. Ama özünde gerçekten tatlı biri. Tabi dediğim gibi senin sevip sevmemen umurumda değil. Dee için katlanmak zorundasın.”
“ Anladım, anladım! Sen baya baya Hailey kasırgasına tutulmuşsun. Ama bunu bana söyleyebilirdin.”
“ Düşündüm ama seni boşuna umutlandırmamak için emin olmak istedim. Şimdi oldu mu?”
“ Oldu.”
“ E, nereye gidiyoruz?”
“ Eve.”
“ Beni sadece bu akşamlık bara bırakabilir misin?”
“ Şimdi mi?”
“ Hayır, akşam 6.30 da falan.”
“ Baş üstüne paşam.”
“ Sanırım araba kullanmayı öğrenmem lazım.”
“ Öğrensen ne olacak ki benim kızımı kullanmana izin vereceğimi mi sanıyorsun?”
“ Yemin ediyorum, pisliğin tekisin.”
“ Aa, ayıp ediyorsun her zaman.”

James günün uyumak ve kahvaltı dışında olan zaman ve aktivitelerini benim evde geçirdiğinden odasının çoğunu ve güzelim playstation ınını da benim eve taşımıştı. 6.30 a kadar bir şeyler yiyip, playstation oynamıştık. James beni her zaman yeniyordu. Buna sinir oluyordum. Çünkü maşallah Tanrı bu çocuğa bir kıç vermiş, en ufak bir galibiyette tavana çıkıyordu. Ama hala umut vardı, bir gün ona gününü gösterecektim. Her neyse…Bara geldiğimizde saat yediye on vardı. Tony -patronum- beni odasına çağırdı. Maaşımdan, görevlerimden ve dikkat etmem gereken birkaç kuraldan bahsetti. İş basitti. Çoğunlukla ortalığı toparlayacaktım, bazen masalara servis bazen de barmenlik… Maaşım ise günlük 20 dolardı. Kısacası bu, bu kadar zamanda bulabileceğim en iyi işti ve mızmızlanmadan çalışmalıydım.

12.45 de eve taksiyle döndüğümde yorgunluktan ve açlıktan ölmek üzereydim. Hemen dolaptan bir şeyler tıkınıp kendimi öylece yatağa attım. Sabah çalan alarmla da daha 2. günden pes ettim. Tabi bu serzenişlerim elektrik faturamı görünce uygulama faslına geçemeden son buldu. Sonra James le okula gittik. Bu gün de Dee yi görmemiştik. James merakına yenilip birkaç kere aramıştı. Ama yanıt veren yoktu. Bütün günü ona endişelenmemesini söyleyerek geçirdim. Tabi ben de endişelenmiyor değildim ama şu an başka seçeneğim yoktu. İşler nihayet yoluna giriyordu. Ve her şeyin bir sırası vardı. Dee de mecburen biraz daha dayanmalıydı.

Okuldan eve geldiğimizde kolumu kaldıracak halim yoktu. Hemen duş alıp yattım. Saati de 6 ya kurdum. James de ödevlerini bitirmeye çalışıyordu. Sonra iş vakti geldiğinde o evine ben de bara gittim. Yine taksiyle. Saat sekize doğru mekân iyice kalabalıklaşmıştı. Ben de temizlikçilik kısmından barmenliğe terfi etmiştim. Şişman bayanın istediği içkinin hangi bardağa konulduğunu hatırlamaya çalışırken düşüncelerim Hailey nin sesiyle bölündü.
“ Ben bir Batida çilek kokteyl alabilir miyim?”
“ Yaşı tutmayanlara içki satmıyorum hanımefendi.”
“ Amerika da yaşı tutmayanları barmen yapmıyor beyefendi.”
“ Benim işe ihtiyacım var ama senin içmeye ihtiyacın yok.”
“ Nereden biliyorsun belki aşamadığım sorunlarım var.”
“ Hepimizin sorunları var.”
“ Tamam, herkesin alkolik olması hoşuma gider.”
“ İnadına mı yapıyorsun?”
“ Neyi?”
“ Bunu.”
“ Aman, Cass! Sen değil miydin bir şeyler içeriz diyen?”
“ Bir şeylerden kastım alkol değildi.”
“ Süt mü içecektik yani?” derken kızın biri araya girdi.
“ Bana verebildiğin kadar vişne votka verebilir misin tatlım?”
“ Hemen.” Ben bayanın içkisini hazırlayıp önüne koyarken:
“ Adın ne? Seni daha önce burada görmedim.”
“ Cassiel ve evet işe yeni başladım.”
“ İşin kaçta bitiyor Cassiel?”
“ Kaçta bitiyorsa bitiyor sana ne be!” Diye atıldı Hailey. Beni kıskanıyordu. Doğrusu etkilenmiştim.
“ Ah, pardon sevgilin olduğunu anlamamıştım.”
“ Ama sevgilisiyim tatlım, o yüzden o pis ellerini hemen çek.” Ne diyordu bu? Sevgili? Biz?
“ Tamam, hayatım sakin ol. Gidiyorum zaten.” Kadın yanımızdan uzaklaşınca ben hemen sordum.
“ O da neydi öyle?”
“ Ne neydi?”
“ Sevgili olduğumuz konusu.”
“ Ah, pardon eğer o sürtükle takılmak istediğini bilseydim yapmazdım.”
“ Ben öyle demedim. Sadece neden öyle söylediğini merak ettim.”
“ Sonuçta beni buraya sen davet ettin şimdi bir kadınla gidip beni burada mal gibi bırakmana katlanamazdım.”
“ Böyle bir şey yapmazdım.”
“ Her neyse, sen bana da bir vişne votka versene.” Ben hayır demeye hazırlanırken düşüncelerimi okumuş gibi:
 “ Sakın hayır deme, eğer sen vermezsen kalabalıkta bana içki ısmarlayacak bir yakışıklı muhakkak bulurum.”
“ Peki, nasıl istersen.” Hailey birinciyi fondipledikten sonra bir taneden bir şey olmaz diye ikincisini de istedi. İkincisi bittiğinde yine saçma sapan bir şeyle beni tehdit edip üçüncüsünü de mideye indirdi. Beşinciyi bitirip yenisini istediğinde tam anlamıyla sarhoştu. Ve sarhoşken o kadar sevimliydi ki…
“ Bugünlük sınırı fazlasıyla aştın. Artık yeter.” Bu arada saat de 12 yi geçiyordu. 4 saat nasıl geçmişti anlamadım. Hailey i izlerken hayatımda hiçbir zaman gülmediğim kadar çok gülmüştüm.
“ Sen bana karışamazsın.”
“ Karışmıyorum senin iyiliğini düşünüyorum.”
“ Tamam, o zaman bir tane daha ver.”
“ Olmaz.”
“ Ne var biliyor musun?”
“ Evet?”
“ Bazen piçin teki oluyorsun.” O gözlerini bana dikerken, ben de dirseklerimi tezgâha yaslayıp öne yani ona doğru eğildim. Çok yakın sayılmazdık ama uzak hiç değildik.
“ 17 yaşında bir kıza içki vermediğim için mi?”
“ Hayır, genel anlamda. Yani seni anlayamıyorum. Bana bir kızın duymak isteyeceği şeyler söylüyorsun, buraya çağırıyorsun, ne bileyim sanki benimle ilgileniyor gibisin ama sonra bir bakıyorum… Oops! Her şey gitmiş. Arkadaşım desem değilsin, sevgilim hiç değilsin. Yani tanrı aşkına o kadar zorsun ki, nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum. Kendi kendime soruyorum bu çocuk benimle bir taraflarım için ya da ne bileyim başka bir çıkarı için ilgilenmiyorsa neden ilgileniyor? Hayır, madem ilgileniyor neden tam anlamıyla yapmıyor? Kısacası evet, piçin tekisin. Beni yoruyorsun.” Gözlerimin içine o kadar dikkatli ve ciddi bakıyordu ki dilim tutulmuştu. Zaten konuşabilsem de ne demem gerektiğini bilmiyordum. Sonra birden aramızdaki mesafenin iyice kapandığını fark ettim. Tanrım, artık aramızda sadece santimler vardı. Hailey beni öpecekti. Peki, hazır mıydım? Kendine gel Cass, sevgilisinden ilk öpücüğünü bekleyen bir kızdan farkın yok. Tamam, yapabilirim. Kesinlikle. 1, 2, 3… Derken dudaklarımız birbirini buldu. İtiraf ediyorum, iyi de oldu. Hailey beni yumuşak ama çok şey vaat eden bir şekilde öpüyordu. Kabul ediyorum, bu zamana kadar bir tek Aphrael la öpüşmüştüm. Ama bu ondan zilyon kat farklıydı. Canımı acıtmıyordu. Sonunu düşünmüyordum. Ve kesinlikle bitsin istemiyordum. Hailey yavaşça dudaklarını çekerken bunun için bir daha şansım olamayabilir diye dudaklarımı ondan uzaklaştırmadım, aksine yaptığı şeyden hoşlandığımı göstermek için öpüşümü biraz sertleştirerek dudaklarına yapıştım. Şaşırmıştı ama itiraz etmedi. Her şey mükemmel giderken, bizim geri zekâlı barmen beni yardıma çağırarak bütün olayın içine etti. Hailey ve ben biraz afallamış şekilde birbirimizden ayrıldık. Ben direkt saate baktım. Ve barmene dönüp:
“ Saat 12 yi 20 geçiyor. Kusura bakma ama mesaim bitti.”
“ Tanrı aşkına şu kalabalığı görmüyor musun?” derken bende ceketimi almak için görevli odasına yürüyordum. Giderken bağırarak:
“ Yarın görüşürüz.” Dedim. Hailey e de ağzımı oynatarak geliyorum dedim ama anladığından emin değildim. Ceketimi alıp geri döndüğümde Hailey de ayaklanmıştı. Gerçi ayakta duramıyordu ama neyse… Bardan çıkıp taksi durağına yürümeye başladık. Hava soğuktu sanırım. Hissetmiyordum çünkü ben resmen yanıyordum. Hailey iki kere tökezleyince kolumu beline dolayıp dengede durmasını sağladım. Ama bir sorun vardı.
“ Ben kendim halledebilirim, teşekkürler.”
“ Tamam, nasıl istersen.” Deyip belini bıraktım. Ama yine tökezledi hatta bu sefer neredeyse düşüyordu. Ben bu defa da kolundan tuttum. Bağırarak:
“ Kendim hallederim dedim!” Ben de aynı ses tonuyla:
“ 2 adımda bir tökezleyerek mi? Sorun ne diyeceğim ama sanırım nedenini biliyorum. Pişman oldun. Beni öptüğün için…” O hiçbir şey söylemedi.
“ Sana bir soru sordum.” Çıldırmış gibi bana bakarak
“ Cevabını bildiğin sorular sorma!” diye bağırdı tekrar. Ya ben nerede yanlış yapmıştım? Daha az önce öpüşmüyor muyduk?
“ Peki, neden ikincisinde karşılık verdin?”
“ Sen neden en başından karşılık verdin? Arkadaş olduğumuzu sanıyordum.”
“ Ne yani beni denemek için mi öptün?” Siktir.
“ Sen ne için öpüyordun?”
“ Sorularımı soruyla cevaplamayı kes.”
“ Sen de benimle oynamayı kes.”
“ Seninle oynadığım falan yok. Beni öptün ben de aptal gibi gerçek sandım ve hoşuma gittiği için karşılık verdim. Evet, arkadaştık yani sanırım hala öyleyiz. Ama bugün bundan daha fazlası olabileceğimizi düşünmüştüm. Tabi şu ana kadar.”
“ Denemek için öpmemiştim.”
“ Ama istediğin için de öpmedin.”
“ Hayır, alakası yok. Sadece yapmak istedim ve yaptım.”
“ O zaman sorun ve vardığımız sonuç ne söyler misin?”
“ Sorun ne ben de bilmiyorum. Sadece bazı şeylerden emin değilim.”
“ Emin olmak için görmek ne bileyim denemek lazım.”
“ Sonuç?”  Artık ne olduğu ya da ne olacağı umurumda değildi. ‘Ver gazı yansın’ hesabı ne söylemek istiyorsam söyleyip devam ettim.
“ Beni bir daha öpmek istiyor musun?”
“ Ne biçim bir sonuç bu?”
“ Sorumu cevapla. Evet ya da hayır.” Yüzüme bakmaktan başka bir şey yapmadı. Ben de direttim.
“ Evet mi hayır mı? Bu kadar zor olan ne?”
“ E-e-vet.” Takılarak ve kısık sesle söylemişti. Ben içimdeki sevinç naralarını bastırmaya uğraşıyordum.
“ Tamam, ben de istediğime göre sonuç belli.”
“ Tekrar mı öpüşüyoruz?”
“ Hayır, şapşal. Yani evet tekrar öpüşebiliriz de vardığımız sonuç o değil. Sonuç şu ki…” James olsa ne derdi ki? Aman, ne derse derdi. Ben devam edecektim. “ Birbirimize şans vermeliyiz. Yani arkadaşlıktan daha öte bir şey için. Hani anlarsın, erkekler ve kızlar…” Lanet olası ne saçmalıyordum ben öyle?
“ Sevgili mi demek istiyorsun?” diye toparladı Hailey. Gerçekten komiktik. Yani az daha G8 zirvesi falan kuracaktık.
“ Evet, ne dersin?”
“ Şey, sanırım olabilir.”
“ Tamam, o zaman sorun halledildiğine göre artık eve gidebiliriz.” Hailey le taksiye binip ilk önce onu sonra da beni eve bıraktık. Yol boyunca konuştuğumuz tek konu yorgun oluşumuzdu. Sonra da birbirimize iyi geceler dedik. Hailey bana çok kısa ama güzel bir öpücük verdi ve eve girdi. Ben de dediğim gibi evime geldim. Kafamı yastığa koyar koymaz uyumayı düşünüyordum. Ama yapmadım. Bir an için düşündüm. Hailey le beni. Hatta küçük bir hayal bile kurdum. Biz de James ile Dee gibiydik. Ne için başlamıştım? Şimdi neredeydim? İnanın ben de bilmiyordum. Ama mutluydum. Daha fazlasını istiyordum. Bilmiyorum belki de Hailey e âşık oluyordum.
3

**BÖLÜM 7**

  Deeandra White

  Arabama doğru yürürken havanın karardığını fark ettim. Buraya gelmek için uzun bir süreyi yolda geçirmiştim. Cebimdeki telefonun titreyişiyle afalladım. Arayan  telefonun başında ''Nerdesin?'' sorusunu haykırmak için sabırsızlanan annemdi. Kafamda mantıklı bir yalan tasarlayamadığım için yanıt vermedim. Zaten nerede olduğum hakkında da en ufak bir fikrim yoktu. Annemin vazgeçmeyip tekrar arayacağını bildiğimden telefonu tamamen kapadım ve arabama atladım.

 '' Pekâlâ, şimdi ne yapıyoruz?'' Görev aşkıyla yanıp tutaşan itaat köpekleri gibi hissediyordum.

 ''Aceleye gerek yok. Bence ilk olarak bunu kutlamalıyız.''

Daha önce hiç bulunmadığım küçük bir kasabanın arka sokaklarından birindeydim. Sokaktaki tek ses bar görünümü verilmeye çalışılmış döküntü bir binaya aitti. Kapısındaki tabela ışıklarının bazıları kırılmış bazıları da can çekişir haldeydi. Arabamı sokağın kenarına park edip bara doğru ilerledim. İçeride 19–20 yaşlarında uzun boylu çelimsiz bir barmen ve köşede oturan motorcu tiplemeli iki yaşlı bunaktan başka kimse yoktu. İhtiyarların bakışları eşliğinde barmenin önündeki sandalyeye kuruldum.

'' İyi geceler genç bayan. Size ne ikram edebilirim? Su, soda ya da süt?'' Genç çocuk tek kaşını kaldırıp çarpık bir gülümsemeyle benden cevap bekliyordu. Daha doğrusu yaşımla dalga geçiyordu.

'' Ah bu döküntü yerden daha fazlasını beklemekte aptallık olurdu. En azından biranız vardır?''

'' Pekâlâ. İşte biran. Genelde gençlerin favori mekanı değildir burası. Ortamı bilmediğine göre buranın yerlisi değilsin galiba.'' Kendisi için de bir bira açıp karşıma kuruldu.

'' Bu ucube yerde barmenlik yapan bir genç olduğuna göre sanırım sen de değilsin.''

'' Doğru tahmin. Ailemden ayrılıp 2 hafta önce bu saçma kasabaya geldim. Ve bulabildiğim tek iş bu oldu. Aç kalmaktan iyidir ha?''

'' Issız kasaba, döküntü iş yeri ve yabancı insanlar. Kötü bir hayatın olmalı.''

'' Şikâyetçi değilim. Böylesi daha huzurlu. Ee.. Seni hangi rüzgar attı bakalım?''

'' Geçerken uğradım diyelim.'' Sohbetimiz iki ihtiyarın ayaklanışıyla yarıda kesildi. Adamlar iğrenç gülüşleriyle bir yandan beni daha doğrusu kalçalarımı süzüp diğer yandan çocuğa içtiklerinin ücretini uzatıyorlardı. Onların gidişiyle barmen tekrar yanıma gelip boş bira şişemi diğer bardaklarla birlikte topladı.

'' Başka bir şey ister misin?''

'' Daha sert ne varsa.''

''Bilgin olsun en iyi zulayı evde, kendim için saklarım. Ama paylaşımcı bir insanımdır.'' Bu açık bir teklifti.

'' Hım.. Şu zulanı merak ettim.'' Benim sıram bitmişti artık. Sahne Aphrael' ındı.Tek yapmam gereken ona yol açmaktı. Görevi devraldığında dişilik tüm benliğimi sardı. Varlığından haberdar olmadığım davetkar gülüşüm suratımdaydı. Bu gülüş, çocuğun suratınaysa koca bir sırıtış olarak yansıdı.
'' Hayalet kasabanın hayaletleri dışında bu saatte buraya gelecek birileri olmadığına göre başka müşteri yok demektir. Sen burada bekle ben ceketimi alıp geliyorum.'' Ben daha ayaklanmaya fırsat bulamadan elinde ceketiyle geri döndü. 

'' Bu arada adım Bolton. İstersen Bolt diyebilirsin.''

'' Pekâlâ Bolt. Araban var mı?''

'' Köşedeki.. Siyah olan.'' İşaret ettiği yönde eski bir Volkswagen den başka bir şey yoktu. Kendi arabamı orada bırakarak onun arabasına doğru yürüdüm.

'' İsmini söylemeyecek misin?''

'' Aphrael.'' İstemdışı söylenmiş bu kelimeyi artık vücudum yadırgamıyordu.
 
''Şu David Eddings romanlarındaki tanrıça Aphrael gibi mi? Cidden çok havalı bir isim.''
 
''Yaklaştın aslında ama ben pek tanrıça sayılmam. Pekala Bolt, evin uzak mı?
 
''Çok değil. Umarım senin için sorun olmaz.''
 
''Kesinlikle olmaz.''

Yolda sürekli konuşmakla meşguldü ama ben ona kulak asmıyordum. Aklım sadece bedenimi saran ve gittikçe büyüyen garip hisle meşguldü. Adrenalin patlaması tarzında, tüm uzuvlarımda baskın bir şekilde hissettiğim bu duygu mantıklı düşünmeme engel oluyordu. Bolt arabayı sürüp aynı anda bana bir şeyler gevelerken, elim onun dizindeydi. Bu temasla birden susup tatlı bir gülümsemeyle bana döndü. Halbuki benim, kendi suratımın ne tür bir tepki içinde olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yoktu.. Beynimde dolaşan şey yalnızca biraz sonra oluşacak görüntünün uyandırdığı heyecandı. Ellerim yetinmeyip yukarılara çıkmaya devam ediyordu ve her hareket Bolt' u kafamdaki canavarla birlikte daha çok gaza getiriyordu. Böylece her ilerleyiş Bolt'un yola olan dikkatini dağıtıyordu. Ellerim doruk noktasına ulaştığındaysa amacıma ulaştığımı anlayabiliyordum.

'' Waow. Çok acelecisin.'' Zevkten dört köşe olmuş bir surat ifadesiyle bana döndü ve ben de yetinmeyip dudaklarına yapıştım. Artık tamamen odağını kaybetmişti. Her ne kadar bir yandan yola bakmaya çalışsa da ona izin vermedim. Ve onun için mükemmel olan bu dakikaların aniden önümüze çıkan arabanın kulak tırmalayan kornasıyla son bulmasını sağladım.

'' Lanet ol...'' Oppss yolun sonu. Görevin tamamlanmış olmasının verdiği rahatlıkla geri çekilerek Bolt un son dakikalarını izlemeye koyuldum. O hapsolmak zorunda kaldığım buzlu cam yoktu artık. Çünkü bu Aphrael la ortak çalışmamızdı. Etrafı saran araba parçaları arasında Bolt'u, cansız bedeniyle orada bırakarak hızla uzaklaştım. Arabama ulaşmam biraz zaman aldı.

'' İşte benim küçük şeytanım. Harikaydın.'' 
 
'' Bundan gerçekten hoşlanıyorsun değil mi? Onların acınası bir biçimde can verişlerini izlemekten.''
 
'' İtiraf ediyorum. Evet. Hemde çok. Bu bana sizden ne kadar üstün olduğumuzu hatırlatıyor. O noel baba kılıklı Tanrınız bizim gibileri, siz basit yaratıklardan bile üstün görmüyor. Ama anlamadığı nokta sizin hayatı pamuk ipliğine bağlı olan kemik torbalarından başka bir şey olmamanız.''
 
''Ah iltifatların gerçekten ruhumu okşadı Aphrael. Peki bir şeyi merak ediyorum. Hissettiğim o garip hisse senin hoşnutluğun mu neden oluyor?''
  
''Artık resmi olarak tamamen beni ruhuna davet ettiğin için benim hissettiğim her şeyi hissedebiliyorsun. Güç, heyecan, hoşnutluk.. Gördün mü? Aslında bu anlaşma korktuğun gibi bir şey değilmiş. Ayrıca sayısız artıları da var. Eğer ben olmasaydım az önceki gibi bir kazada durumun Bolt tan farksız olurdu. Pekala teşekküre gerek yok tatlım.''
 
'' Evet haklısın şu anda baskın bir şekilde narsistliğini hissedebiliyorum. Umarım evde beni annemin soru bombardımanından kurtaracak numaraların da vardır.''
  
''Anlaşıldı. Sana ayrı bir ev lazım. Bu yaşta ergen hayatı yaşamak pek tercihim değil.''

Eve geldiğimde saat gece 3 tü. Anahtarımla olabildiğince sessiz bir biçimde kapıyı açma çalışmalarımda başarısız olduğumu, annemi karşımda kollarını kenetlemiş halde gördüğümde anladım.

'' Dee bu saate kadar neredeydin? Telefonunu kaç kere aramama rağmen ulaşamadım. Kapalıydı. Okuldan aradılar. Kaç gündür okula gitmiyormuşsun. Neler olduğunu söyleyecek misin?"
 
'' Anne sakin ol. Bu soruları hazırlamak için çok mu uğraştın?''
 
''Ben çok ciddiyim Dee. Kendine gel ve açıklamana başla.''
 
'' Peki. Becca daydım ve telefonumun şarjı bitti. Oldu mu?''
 
'' Demek Becca daydın.Sen ne zaman bana yalan söylemeye başladın? Gelmeyince Becca yı aradım ve tartıştığınız günden beri görüşmediğinizi söyledi. Bir dakika. Sen içki mi içtin? Ah.. Dee sen hiç böyle davranmazdın. Ne oldu sana?''
 
'' Anne çok sıkıldım. Bu kadar yeter. Üstüme gelmeyi keser misin artık? 16 yaşındayım ve bırakta içki içebileyim.'' 
 
Annemin yanından hızla geçerek odama çıktım. Annemde aynı hızla peşimden geldi ama odamın kapısının yüzüne karşı şiddetle kapatılmasıyla olduğu yerde kalakaldı.

'' Aph! Anneme karşı daha yumuşak olabilir misin? Anlaşmamızda böyle bir şey yoktu.''
 
'' Anlaşmamızda oda hapsi almakta yoktu  ve muhtemelen seni bekleyen ceza bu. Bundan kurtulmaya bak çünkü bu odada 1 hafta boş boş oturmaya niyetim yok.''
 
'' Emin ol benim çok hoşuma gider. Bu haltı sen yedin temizlemek de sana düşer.''
 
'' Benim yapımda yaptığım pisliği temizlemek yok küçük şeytan. Doğama aykırı.''
 
'' Yani bu da bana kaldı. Seninle ortaklık çok zahmetli bir işmiş. Keşke anlaşmadan önce bunlardan haberim olsaydı.''

Bir kaç dakika sessizce kapıya kulağımı dayayıp dışarıyı dinledim. Annemden ses yoktu. Sinirliyken üstüne gitmek daha kötü sonuçlar doğurabilirdi. Yarını beklemeye karar verdim. Gözümden uyku akıyordu.

Sabah annemin kapıyı sert sert çalışıyla gözlerimi açtım. Uzun zaman sonra vücudum iyi bir uyku özlemini henüz giderememişti. Saate baktığımda henüz 8 di. 
 
''Kalk ve hazırlan. Okula gidiyorsun.'' Ses tonundan ''Seninle konuşmuyorum sadece annelik vazifemi yerine getiriyorum.'' demeye çalıştığı anlaşılıyordu.

Bu sabahki hazırlanmam hızlı olmadı. Üzerime rastgele seçtiğim giysileri geçirmek yerine önce sıcak bir duş almaya karar verdim. Sonra ''private night'' etiketli çekmecemden siyah dantelli iç çamaşırlarımı özenle seçtim. Üstüneyse üzerime yapışan kırmızı bir badi geçirdim. Açıkçası kendime özen göstermek özlediğim şeyler arasındaydı.
 
''Benle takılmaya başladıkça giyinmeyi de öğrendin.''
 
''Bana çok şey kazandırdın Aph! Tam bir iyilik meleğisin.''
 
''Hey! Beni ve iyilik sözcüğünü aynı cümlede kullanmasan iyi edersin çocuk.'' 

Aşağıya indiğimde ne alışık olduğum kahvaltı sofrası ne de annem ortalıktaydı.
 
''Annenle bozuşman kötü oldu. Aranı çabuk yapmaya bak çünkü kahvaltılara bayılıyorum.''
 
 Masanın üstündeki not kağıdına gözüm takıldı.

     ''Okuldan sonra hemen eve gel. Cezalısın.
              not:dolapta sandviç var''


''Annen gerçekten ilginç bir kadın.''
 
'' Biz buna ilginçlik değil sevgi diyoruz. Çok kızmasına rağmen aç kalmamı istemiyor. Senin sözlüğünde: O tam bir iyilik perisi.''
 
'' Pekala o zaman annen için de bir savaş vermem gerekecek.''
 
'' Ciddi değilsin değil mi?'' Kendimi bir anlığına anneme zarar vermeye çalışırken düşündüm ve tüm vücudum ürperdi. Ki bu tüm insanlığımı kaybetmediğime dair iyi bir işaretti.
 
''Pekala. 1. kural anneye dokunulmaz. Tabi yoluma çıkmadığı sürece.''
 
''İstesen de dokunamazsın çünkü o anda kendimi öldürürüm, sonunda ne olacağı umrumda bile olmaz.''
 
''Tamam sakin ol. Şakaydı. Bu arada okula geç kalıyorsun.''

Hızlıca evden çıkarak arabama koştum. Okulun kapısından içeri girdiğimde ders zili çalıyordu. Sınıfa girdiğimde ingilizce hocası dahil tüm sınıfın gözleri üstümdeydi. Görünürde Hailey yoktu. Ama arkadaşlarının yüzündeki şaşkın ifade dikkatimi çeken ilk şey olmuştu. Tabi ya! Hailey  cinayet teşebbüsümü ve takibimi kesinlikle arkadaşlarına anlatmış olmalıydı. Aslında eğer sadece onlarla sınırlı kalmışsa takdirimi kazanabilirdi. Sonuç olarak okulun tüm haberlerinin ilk kaynağı olan ayaklı gazeteden bahsediyorduk.
 
''Dee arkadaşımız sonunda aramıza katılmaya karar vermiş demek.''
 
''Biraz rahatsızdım. Malum kışın ortası..'' diyerek yerime kuruldum.

 Becca en son bıraktığım surat ifadesiyleydi. Muhtemelen aklından '' kaçık'' ,''hasta'' ya da ''deli'' gibi sıfatlarla beni betimlemeye çalışıyordu. Sağımda Hailey nin arkadaşlarının faltaşı gibi açılmış gözleri, solda Becca nın ''seni pislik'' diye haykıran bakışları önümde ise Kevın ın şaşkınlık ve şapşallık arasında gidip gelen surat ifadesi arasında kalmıştım. Acaba pantolon giymeyi mi unuttum ya da bir yerim açıkta mı diye kontrol amaçlı kısa bir süre kendimi süzdüm. Her şeyin yerli yerinde olduğundan emin olunca sıranın üstüne sağ tarafımı kapatacak şekilde çantamı koydum diğer tarafıma da kolumu dayadım. Kevın a ise kısa bir tebessüm yetti. 
 
 Ders geçmek bilmedi. Özellikle de biri bizi gözetliyor evinden fırlamış gibi bir ortamda olunca daha da rahatsızdı. Zil çaldığında kuşatıldığım her üç taraftan da bir hamle bekliyordum. İlk hamle Hailey nin tayfasından geldi. Bingo. Ben de gardımı alıp onların bana yaklaşmasını bekledim.
 
''Seni pislik. Sen Hailey i mi sıkıştırdın? Bundan sonra ayağını denk alsan iyi edersin.'' konuşan grubun en yapılı, erkeği andıran elemanı Rachel dı.
 
''Senin yoğun bakımda filan olman gerekmiyor mu? Hailey  takip edilirken senin kaza yaptığını gördüğünü söyledi.'' Bu kişi de çetenin en sıska ama en güzel kızıydı.
 
'' Şimdi değilse bile çok yakında yoğun bakıma gireceği kesin.'' Rachel bunu söylerken kazağının kollarını sıvayıp bi çeşit göz dağı vermeye çalışıyordu.
 
''Aslında Rachel ı sevdim.Tam benlik.'' Aphrael olanları büyük bir zevkle izleyip zihnimde de yorumlarını benden esirgemiyordu. Onun için şu an tek eksik olan patlamış mısırdı sanırım.
 
''Kaçık arkadaşınız size ne zırvaladı bilmem. O araba konusu hakkında en ufak bir fikrim yok. Sanırım Hailey nin gözü James in onu reddedişiyle çılgına döndü ve size şu araba olayını uydurdu. Sıkıştırma konusuna gelince sevgilimle (ex sevgilim olmasına rağmen bu detay şu anda onlar için gereksizdi) arama girerek kendi sonunu hazırladı. Şu andan itibaren ayağını denk alması gereken biri varsa o da sevgili arkadaşınız olur. '' 
 
Araba hikayesinin yalan olduğunu söyleme fikri Aphrael a aitti. Düşününce gerçekten de mantıklı bir açıklamaydı. Yani benim kaza yapmış olmamdan daha mantıklı. Tüm kanıtlarda Aphrael dan yanaydı. Camarom ilk günkü haliyle okulun otoparkındaydı. Rachel tam bir şey söylemek için ağzını açmaya yeltendiğinde ben Kevın a seslenerek yanına yürümeye başladım. Şu anda aklıma gelen tek çıkış yolu ondan geçiyordu. Kevın daha isminin ilk harfini söylememle yanımda bitti.
 
'' Dee nerelerdeydin? Senin için çok endişelendim. Telefonlarımı da açmadın.''
 
'' Dedim ya rahatsızdım. Telefonu elime alamayacak kadar..''
 
''Haberim olsaydı senin için bir şeyler yapmaya çalışırdım. Neyse seni tekrar görmek güzel. Bu akşam bir planın var mı? Vizyona harika filmler geldi.'' Aklıma annemin notu geldi. Onu daha da kızdırmak cezamı uzatmaktan başka işe yaramazdı. Gerçi cezalı olmasam da ilk yapacağım iş Kevın la sinema keyfi olmazdı tabi.
 
''Daha tam olarak iyileştiğimi sanmıyorum. Hala biraz  halsizim.''
 
''Pekala acelesi yok.'' 
 
Kantinin köşesindeki boş masaya kuruldum. Kevın içecek bir şeyler almak için gittiğinde bu boşluğu fırsat bilerek James i aradım ama kantinde yoktu. Bu tüm gün sürdü. Sanırım bugün okula gelmemişti. Aklımda kısa bir anlığına bir soru işareti belirdi. Cass in yenilgisi James in bedenine de zarar vermiş olabilir mi diye düşünürken 
Aphrael zihnimde sorumu ''imkansız'' olarak yanıtladı. Eve geldiğimde kapıdan içeri girişimle annem karşımda belirdi. Saatine bakıyordu.
 
''Güzel. Böyle devam edersen cezalı gün sayın azalabilir.'' 
 
''Sana da merhaba anne.'' İmalı bir şekilde söyleyip çantamı kapının yanına atarak televizyonun başına kuruldum. Zapla zaman geçirmeye çalışırken aklıma dün geceki olayın gelmesiyle Wichita nın tek yerel kanalı olan haber kanalını açtım. Annem elinde bana hazırladığı sandviçle gelip yanıma oturdu.
 
'' Ne zamandan beri haber kanalı izliyorsun Dee?''
 
''Eve hapsolup can sıntısıyla tanıştığımdan beri..''
 
Kumandadan televizyonun sesini arttırarak dikkatimi ona verdim. Saçma sapan bir sürü haber insanın uykusunu getiriyordu. Şu ana kadar haber izlememekle ne kadar doğru bir şey yaptığımı bir kez daha anlamış oldum. Sandviçimden ısırık alma çabalarım Annemin cümlesiyle yarıda kesildi.
 
''İşte gece geç saatlere kadar dışarda olmamanı istememin sebebi bu.'' diyerek televizyonu işaret ediyordu.
Ekranda büyük harflerle '19 yaşındaki genç trafik kazasında hayatını kaybetti.' yazıyordu. Sesi daha da arttırdım ve bu ilgim annemin garibine gitti. Sanırım adımı ya da ekranda vesikalık bir fotoğrafımı görmeyi bekliyordum. Vücudum kaskatı bir hal haldı. Aphrael ın '' Sakin ol. Seni işaret eden hiçbir şey yok. '' telkini de işe 
yaramamıştı. Kazanın nedeni hakkında tek bahsettikleri şey sürücünün yani Bolt un alkollü olduğuydu. Derin bir nefes alıp sandviçime geri döndüm. Annem de davranışlarıma bir anlam vermeye çalışarak mutfağa gitti.
 
 Tüm hafta aynı rutin tempoyla geçti. Okul ev - ev okul döngüsü arasında. Ve yine tüm hafta boyunca James i okulda göremedim. Bir kaç kere arayışından anladığım kadarıyla iyiydi. Konuşmasında Cass e dair hiçbir şey yoktu. Aphrael kesin olarak galibiyetin sevincini yaşamaya başlamıştı.
 
 Cuma günü okula gittiğimde beni karşılayan Hailey ve tayfası oldu. Hala boynunda ufak bir morluk duruyordu ve fularla kapatmaya çalışmıştı. Camaro mu garajda sapasağlam görünce hazırladığı tüm dialoğun boğazında düğümlendiğini anladım.
 
''Fazla gerilim filmi izliyorsun Hailey. Bundan sonra arkadaşlarınla halüsinasyonlarını paylaşmamanı öneririm.'' 
 
Yüzümde zafer ışığı ile parlayan bir gülümsemeyle Hailey nin omzuna çarparak okula doğru yürüdüm. Aynı bakışlar eşliğinde aynı olaylarla yine bir okul gününün sonuna gelmeyi başardım, aynı şekilde ev cezamında. Arabama binmek için okulun otoparkına doğru yürürken gördüğüm sahneyle olduğum yerde kalakaldım. Camaro mun arka camı tamamen tuzla buz olmuştu. Koşarak yanına gittiğimde sileceklerin arasına sıkıştırılmış bir not dikkatimi çekti. 

               ''  o gece olmadıysa bile 
                        artık hasarlı  ''
                           Hailey


''İşte başladığım işi yarım bırakmayı bu yüzden sevmiyorum. Hep başına bela oluyorlar.'' Aphrael da düşüncelerimde benimle birlikte haykırdı.
 
''Bunu yapmamalıydı. Kızıma dokunarak kendi ölüm fermanını imzaladı.'' Sinirle arkamı döndüğümde okulun duvarına yaslanmış gülümseyerek bana el sallıyordu. Boğazımdan çıkan hırıltılarla ona doğru koşmaya başladım. Duyduğum öfke Aphrael ı bile şaşırtıp gaza getirmişti.
 
"Pekala bu kurban senin. Tadını çıkarmaya bak.'' deyip görevi bana devretti. Hailey yüzümdeki açıkça belli olan öfkeden biraz korksa da belli etmeyip olduğu yerde kaldı.
 
'' Dur bir dakika.'' Aphrael ın uyarısıyla aniden durdum ve Hailey nin yüzündeki gülümseme birden söndü.
 
''Arkadaşları duvarın arkasında bekliyor. Onun için kımıldamıyor. Doğru zamanı beklemelisin.''
İçimdeki öfkeyi bastırmak zor olsa da dönüp yürümeye başladım. Hailey arkamdan bağırıyordu. Hazırladığı  tüm plan çökmüştü.
 
''Nereye gidiyorsun? Korktun mu yoksa?'' Ben geri dönüp suratının ortasına bir yumruk yapıştırma hayaliyle dolup taşarken Aphrael beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Rolleri değiştirmiştik sanırım. Onun talimatlarına uyup okulun arka duvarının arkasında beklemeye başladım. Burası hem tenha hem de Hailey nin arabasına yakındı. Belli bir süre sonra Hailey planın yatmış olmasının verdiği hayalkırıklığıyla arabasına doğru gelmeye başladı. Onun  göremeyeceği bir yere geçip önüme gelmesini bekledim.Ve beklediğim an gelince boynundaki fulardan yakalayıp onu kendime çektim. Bir elimle de bağırmasını engellemek için ağzını kapıyordum. Burada kimse tarafından görülmüyorduk. 
 
''Tam zamanı.'' diye onayladı Aphrael.
 
Ben arabam her gözümün önüne geldiğinde fuları daha da sıkmaya başladım. Ve Hailey de daha da kızarıyordu. Nefes alamıyordu. Debelenmeye çalıştı ama yapamadı. Tam son çırpınışlarını yaşarken arka cebimdeki telefonum çalmaya başladı. Başta açmamayı düşündüm ama telefonun sesi yerimizi belli ediyordu. Hareket etmesini
engellemek için Hailey nin tam dizine sert bir darbe indirdim. Bu darbeyle inleyerek yere çöktü. Bir yandan da tek elimle ağzını kapamaya devam ederek telefonu cevapladım. Telefondaki tanımadığım kişi Hailey i bırakmamı söylüyordu. Çevreme baktım ama kimseyi göremedim. 
 
''İşte şimdi sıçtık. Hemen bir çözüm bul şuna.'' Aphrael dan mantıklı bir cevap bekliyordum.
 
''Kızı bir yere bırak ve kaybol.'' Bu muydu yani? Gerçekten harika fikirdi. 
 
Açıkta kalan tek elimle Hailey nin saçlarını kavradım ve arabaların siper ettiği bir ağaca sürükledim. Gözyaşlarından ıpıslak olmuş fularını çıkarıp ellerini ağacın arkasında bağladım, ağzına da çantamdan çıkardığım mendili tıkarak olabildiğince hızlı bir şekilde arabama doğru koşmaya başladım.